DigitalTalks İlkbahar19’da, 25 Nisan Perşembe Akşamı E-ticarete Odaklandık

25 Nisan Perşembe akşamı DigitalTalks İlkbahar19‘un üçüncü haftasını geride bıraktık.

Öncelikle bu serimizde davetimizi kabul eden tüm konuşmacılarımıza, elmas sponsorlarımız Oracle Cloud ve Türkiye İş Bankası‘na, platin sponsorlarımız Esin Avukatlık OrtaklığıKPMG ve Unilever‘e, medya sponsorumuz Bloomberg Businessweek‘e teşekkürlerimizi sunarız.

25 Nisan akşamı iki oturumda dört değerli konuşmacıyı ağırladık. İki oturumun moderasyonunu da DigitalTalks’un kurucusu Ozan Tatar gerçekleştirdi.

“Mobil ile Büyüyen E-ticaret” başlıklı ilk oturumumuzda GetirYemek Operasyon Direktörü (COO) Batuhan Gültakan ile Pegasus Hava Yolları Pazarlama Direktörü Onur Dedeköylü’yü ağırladık. Bu oturumunda paylaşılanların bir kısmını size aktarmak istiyoruz:

Onur Dedeköylü: 

— Havacılık sektörü son 5 senede insanların ilgi duyduğu bir sektör oldu çünkü çok hızlı büyüyor ve çok fazla gelişme var. Eskiden klasik, operasyonel ağırlıklı bir sektörken, şimdi biraz daha e-ticaret odaklı bir sektöre doğru kayıyor.

— 2018’de havacılık sektöründe %11’lik bir büyüme gerçekleşti. Önceki yıllarda daha büyük büyüme oranları da gördük. 2018 yılında 153 milyon yolcudan bahsediyoruz. Bunun 97 milyonu dış hatlar. Bunun nedeni Türkiye’nin popüler bir turistik yer olması. Bunun içinde TC vatandaşı olanlar da var yabancı uyruklular da var… Bizim tarafımızda yabancı yolcu sayısı bu sene %30 oranlarında arttı. Dolayısıyla toplam büyümenin içerisinde yurt dışından gelen turist sayısındaki artış dikkat çekiyor.

— Havacılık sektöründeki başarıda birkaç kritik faktör var. Bir tanesi doğru doluluk oranı ve doğru fiyat optimizasyonun yapılması. Ciromuzun %75’i bilet satmaktan geliyor; geri kalanı ise tüm katma değerli hizmetlerin satışından geliyor… Low cost’lar için de bu fiyat ve doluluk oranı dengesini doğru yapmak çok önemli. Nisan ayında doluluk oranı çok iyi olabilir çünkü birçok tatil var ama Ramazan ayında havayolları doluluk anlamında zorlanacak. Orada fiyat optimizasyonu daha fazla devrede olacak. İkinci şey ise insanlara katma değerli hizmetler sunabilmek… Karlılığın belkemiği burası. Yemek, koltuk seçimi, bagaj hakkı artırımı, iptal hakkı, sigorta, araç kiralama gibi bütün bu ürünlerden elde edilen gelir karlılığın çok önemli bir kısmı. Üçüncü faktör ise satışı hangi satış kanallarından yaptığınız. İnsanları kendi ticaret kanallarımıza yönlendirmemiz önemli… Dördüncü faktör ise birim maliyetler. Vergi öncesi karda %5 gibi bir orandan bahsediyoruz bu sektör için. En iyi geçen yıllarda. Mesela yakıtı dolar üzerinden alıyoruz, tüm cironun %33’ü kadar yakıt maliyetimiz var ve dolayısıyla dış faktörlere açık bir sektörden bahsediyoruz.

— Şu anda satışımızın %51’i bizim kendi dijital kanallarımızdan yani web ile app’ten gerçekleşiyor. Ben 2010’da Pegasus’a katıldığımda bu oran %35’ti. App’in payı toplam satış içinde %16. Tabii biz 40 ülkede satış yapıyoruz. App’i başka ülkelerde yükletmek çok kolay değil. Bunun içinde Türkiye de var yurt dışı da var. Her sene iki üç puan ilerletmeyi hedefliyoruz. Bu sene geçen seneye göre app’in toplam içindeki payı %2 arttı örneğin.

— Seyahat zaten hareket halinde tüketilen bir hizmet olduğu için doğal olarak mobil ve özellikle app dışında sürekli yanında olacağımız başka bir mecra yok. App birçok marka için yoğunlukla satış kanalıyken bizim için yarı satış, yarı müşteri deneyimini iyileştireceğimiz bir kanal. Geçen sene seyahat asistanı vizyonuyla yola çıktık… Mobil uygulamayı tam anlamıyla bir seyahat asistanı olarak kurgulamayı hedefliyoruz.

— Toplamda 3.6 milyar TL’lik bir e-ticaret ciromuz var bizim. Bu nedenle havayolu olarak değil sadece e-ticaret cirosu olarak da çok büyük bir hacimden bahsediyoruz. 2018 yılı için söylüyorum… Bir yandan satış kanalının yönetimi çok kritikken, bunu müşteri deneyimiyle dengelemek de bir o kadar önemli. O yüzden app’in açılış sayfasındaki fonksiyonları yönetmek en önemli şeylerden bir tanesi. Tek tıkla nelere ulaşabileceksiniz? Daha satış hedefli mi olacaksınız yoksa daha müşteri deneyimi hedefli mi olacaksınız? Bunlar gibi yönetilmesi gereken birçok şey var.

— Yurt dışında yaşayan Türk segmenti diye baktığımızda son yıllarda çok büyük bir değişim gördük. Dijital kanallara çok büyük bir kayış görüyoruz orada. Özellikle de app’e doğru. Biz bunun çok daha geç geleceğini düşünüyorduk ama yaptığımız tüm iletişim şu anda cevap veriyor, ciddi anlamda mobile kayış var. Türkiye’de coğrafyadan bağımsız şekilde yaygın bir web ve mobil kullanımı var. Asistan fonksiyonları anlamında sunduğumuz bütün fonksiyonlar için çok iyi geri dönüşler alıyoruz…

— 2019 Ekim ile 2020 Mart sonu arasına kadar olan biletlerin satışını bir ay önce açtık. Bu şu demek: en erken 6 ay sonrası için uçak bileti satıyoruz. Bir haftada 40 bin yolcuya bilet satıyoruz. Bu hem bizim için hem yolcu için ciddi bir taahhüt. Bütün bu geçen zaman içerisinde yolcunun bilet değiştirmesi gerekebiliyor, yanlış girdiği bilgilerini değiştirmesi gerekebiliyor, biletini açığa alması gerekebiliyor, ek hizmet almak isteyebiliyor; bunlar en basitinden yaşanabilecek şeyler. Bütün bunlar için özellikle app’in fonksiyonları çok kritik. O yüzden misafir hangi satış kanaldan biletini alırsa alsın, onların app üzerindeki fonksiyonları kullanmasını çok önemsiyoruz; self-servis iyi bir deneyim almaları için…

— Operasyon tarafında ise geri planda çok komplike bir operasyon var. Yani hava alanına geliş, uçuş, bagaj alımı gibi… Bu süreçte insan faktörü gerçekten çok önemli. İçgörülerimizden bir tanesi şu: hangi işi yaparsanız yapın (hizmet sektöründe daha yoğun olarak görülmekte) müşteriyi belirsizlikte bıraktığınız zaman haklı olarak golü yersiniz. Müşterinin en sevmediği şey belirsizliktir. Bizim sektörde rötar durumu bunun örneği. Bilgiyi aktarmak ve bunu zamanında yapmak oluşabilecek birçok problemin önüne geçiyor. O bilgiyi aktarmayı da fiziksel kanallardan ve insan gücüyle tüm insanlara yapmanız mümkün değil. Bu noktada dijital kanallardan o bilginin akması gerekiyor.

Batuhan Gültakan:

— Getirin en büyük olayı çok hızlı bir şekilde size siparişinizi getirmesi. Sattığımız en büyük şey zaman. İnsanlar için bu çok önemli. İşimizin merkezine bu zaman hikayesini koyduk. Getir bir teknoloji şirketi ve bu hızı bu teknoloji sayesinde yakalıyor. Biz kendimizi %70 teknoloji, %20 perakende %10 lojistik şirketi olarak görüyoruz. Her şeyi bunun etrafına kurguluyoruz.

— Artık en işlek cadde dediğimiz şey telefon ekranı. Her daim elimizde olan bir şey. Bu nedenle orada var olmanın inanılmaz bir değeri var.

— Operasyon çok karmaşık bir şey. Biz bu operasyonu teknolojiyle iyileştiriyoruz. Hem kullanıcı tarafında hem de arka tarafta çok büyük bir teknoloji optimizasyonu var. Örneğin; talep planlama, atık yönetimi, deponun içindeki organizasyonlar.

— 20 depoyla başladık İstanbul’da şimdi ise 80’den fazla. İlk başta hepsi kendimizindi… Operasyonu kendimiz de görüp hissetmek istiyorduk. Böyle yapmamızın çok pozitif yönlerini gördük, çok şey öğrendik. Sonrasında işi bayileşmeye götürmeye karar verdik. Orada da şirketi dışarıya değil içeriye açtık. Kendi çalışanlarımız bayilerimiz oldu. Geçtiğimiz yılın son çeyreği itibariyle dışarıya da açtık bunu.

— Biz ilk olarak bu sektöre girdik, sektörün ismi yurt dışında on-demand delivery olarak geçiyor. Anlamı anlık talebin bir teslimat ile karşılanması. Bunun çok çeşitleri var artık. Biz de git gide genişleyeceğiz. İnsan hayatında X zaman alan şeyi X/10’a çekmek istiyoruz. Yemeğin yanına başka şeyler de ekleyebiliriz. Diğer hedefimiz de yurt dışına açılmak. Böyle başarılı bir şey çıkmışken bizim elimizde büyüsün istiyoruz. Neden Amazon gibi dünya çapında bir şirket olmayalım? Bunların hepsini düşünüyoruz. Getir her yerde bir ihtiyaç. Rekabet de mevcut artık… Türkiye’de yıllar boyunca; hem yemek siparişi hem market siparişi, hem de kargo anlamında; internet ucuzdur diye bir algı oluştu. Fakat aslında böyle bir şey yok hatta tam tersi… Biz Getir ile bu konunun biraz üstüne gittik. Kullanıcılara da hep şunu söyledik: eğer 10 dakikada 3 sene sonra da makarnanı kapıdan almak istiyorsan ederi gerçekten bu, yoksa zarar ederiz.

— Biz başından beri kapıda ödeme gibi seçenekler koymadık. Çünkü bu da kullanıcı için çok büyük bir zaman kazancı. Burada da inat ettik ve kullanıcılar bunu da oturttu… Biz rekabetten çok memnunuz çünkü kullanıcıya herkes bu deneyimi öğretiyor, pazarı büyütüyor. Kendimize şu anlamda güveniyoruz: deneyim konusunda çok titiziz. Hem app’in içindeki deneyim hem sipariş sonrası deneyimde kendimize çok güveniyoruz. Rekabet için bir çıta koyduk ortaya. Artık başarılı olabilmek için siparişleri 10 dakikadan önce getirmeleri gerek.

— Her aldığımız kuryeyi birçok mülakatla alıyoruz. Ehliyetsiz olmaları mümkün değil, müşteriye davranış eğitimi alıyorlar. Affedilmez hatalar var ve gerçekten affedilmiyor. Bu konuda da çok titiziz.

— GetirYemek için de en büyük vaadimiz zaman. Normalde 45-60 dakika arasında süren bir teslimi 20 dakikaya çekmek istiyoruz ve bunu şimdiden yapıyoruz. Genelde yemekler 10 dakikada hazırlanıyor 10 dakika da Getir’in getirme süresi desek, neden olmasın? Restoranlar yıllarca hem yemeği hazırlamak hem de kuryeleri yönetmek gibi çok ciddi bir operasyonu yönetmek durumunda kaldılar. Bizde direkt olarak en yakın kurye restorandan alıp yemeğinizi getiriyor ve kesinlikle başka bir yere uğramadan tek müşteriye götürüyor. Böylece yemeğin soğuması ihtimali de eleniyor… Ayrıca yakında hem yemek hem market alışverişini de birlikte yapabileceksiniz.

— Biz gerçekten restoranlarla birlikte bu pazarı büyütmek istiyoruz. Diyoruz ki; ben senin siparişine, derdine tasana da ortağım. Sen pişirene kadar o siparişin sahibisin, lezzetinden sen sorumlusun ama onu senden teslim aldıktan sonra kullanıcıya ulaştırmaktan da ben sorumluyum… Burada da yine teknoloji var. Restoran her verisini görüyor: ne hazırlıyor, ne kadar sürüyor gibi. Kuryenin ne zaman geleceğini görüyor. Onların da ayrı bir paneli var.

— Bunlarla birlikte, restoranları da geliştirmeyi hedefliyoruz. Gerekirse paket servise yönelik danışmanlıklar vermek gibi projeler yapacağız. Kimi restoranların bu konuda kasları çok gelişmişken, kimilerinin istasyonları daha iyi kurgulanabilir durumda… Aslında restoranlarla birlikte bir ekosistem kuruyoruz.


İkinci oturumumuzda ise “Türkiye’de E-ticaret & Güncel Gündemi” başlıklı sohbetimizde Türkiye İş Bankası E-ticaret ve Otorizasyon Birim Müdürü Mehmet Bülent Kutacun ve n11.com Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zafer Özçelik bizlerleydi. Bu oturumdan kimi paylaşımları size aktarmak istiyoruz:

Zafer Özçelik:

— Rekabetin artması güzel bir şey çünkü rekabet pazarı büyütüyor. Bu sene hedeflerin üzerinde gidiyoruz. Pazar ortalamasının üzerinde büyüme görüyoruz.

— 2018 rakamlarını vereyim. TÜBİSAD raporundan. Şu an Türkiye’deki e-ticaret hacmi yaklaşık 60 milyar TL. 42 milyardan 60 milyara geldi, yani yaklaşık %42’lik bir büyüme var. Son beş senedeki ortalama büyümeye baktığınız zaman karşınıza çıkan oran %33; yani ivmeyle artan bir büyüme grafiği var. Bu 60 milyarın yaklaşık 30 milyarı perakende. Geri kalanı ise seyahat, tatil, eğlence, online bahis vb. Bu 30 milyar perakendenin de yaklaşık 20 milyarı sadece online perakende. Bu 20’nin yaklaşık yarısı bizim de içinde bulunduğumuz pazar yerleri. Ciddi bir büyüme var. Biz de bunun üzerinde büyüdük. Önemli olan da bu: bunun üzerinde büyüyebiliyor musunuz büyüyemiyor musunuz?

— Rekabete bakıyoruz ama buna çok bakarak ömrümüzü tüketmiyoruz. İşinizi iyi yapıyorsanız işleriniz iyi gidiyor zaten. Tüketicinin ne istediğine baktığınız zaman şunu görüyorsunuz: güven. Eskiden güven şuydu: kredi kartımı verirsem bu çalınır mı? Güven konusu e-ticarette değişti. Bir ürünü aramak aklınıza geldiği andan itibaren bir sürü aşama var. Google’de, fiyat karşılaştırma sitelerinde araştırmak, sonra siteye girip ürünlerin doğruluğuna, fotoğraflarına bakmak, ödemeyi yaptıktan sonra ürünün geliş süresine bakmak, ürün geldikten sonra kırık mı çatlak mı diye bakmak gibi bir sürü aşama var ve buralarda hep bir gerilim var. Eğer siz bu gerilimi giderebiliyorsanız, deneyimi mümkün olduğunca sorunsuz hale getirebiliyorsanız tüketici sizi tercih ediyor, bağımlı hale geliyor. Biz de buna odaklanıyoruz.

— Bizim trafiğimizin içinde mobilin payı %84’e geldi. Çok ciddi bir oran. Bunun içinde hem mobil web hem uygulama var. Uygulamamızın aktif kullanıcı tabanı geçen seneye göre %100 arttı. Orada çok ciddi bir ivme görüyoruz zaten. Yaratılan ciro açısından da bu kadar değil ama yarısından fazlası yine mobilden geliyor. Bir de enteresan bir şey var: mobile girip almayan, masaüstünden giren ve oradan alan çok insan var. Enteresan bir “assist” özelliği var mobilde.

— Bütün e-ticaret şirketleri için aynı: lojistik en büyük kanayan yaralardan bir tanesi. Bizim tarafımızda, biz pazar yeri olduğumuz için yaklaşık 115 bin kayıtlı satıcı var. Her ay gelen 30 milyon civarında tekil kullanıcı var. Yaklaşık 14 milyon da ürün var. Tamamen satıcılarla alıcıları buluşturduğumuz bir platform. Burada lojistik aslında ikiye ayrılıyor: satıcıların verdiği deneyim ile kargo firmasının ürünü alıcıya ne zaman ve nasıl ulaştırdığı. Bu nedenle birkaç şey yaptık bu konuda: Birincisi satıcılara lojistiği, zamanında kargolamanın önemini anlatmakla ilgili. İkincisi ise bunun iş sonuçlarının yansımasıyla ilgili. Yani eskiden zamanında kargolamadığınız bir ürünün sizin mağaza puanına etkisi daha azken şimdi daha fazla. Dolayısıyla zamanında kargoyu teşvik ediyoruz. En önemli şeylerden biri ürünün zamanında gelmesi. Müşterinin güvenini kazanmış oluyorsunuz. Aynı gün teslimat konusu özel şartlarda önemseniyor. Bu bir bonus. Belli kategorilerde önemli. Olmazsa olmaz değil ama biz buna rağmen aynı gün teslimatı çıkardık. 50 ilde şu an aktif ve satıcılarla işbirliği yaparak çıkardık bunu. Her üründe değil, belli ürünlerde geçerli.

— Lojistik şirketleriyle yaptığımız özel anlaşmalar var. Örneğin ağır bir ürün var. Bunu çoğu kata teslim etmiyor. Bizim yaptığımız bu anlaşmalarla örneğin bir buzdolabı kata gelebiliyor.

— Bizim açımızdan, satıcıların verdiği deneyim ile bizim müşteri deneyimimiz neredeyse eşit. Dolayısıyla bu bizim ayrılmaz parçamız. Onlarla ne kadar yakın iletişimiz varsa, müşteri deneyimimiz o kadar artıyor.

— Bizim için temel şey: online ödeme olduğu sürece platformumuza gelen herkesin istediği şekilde burada ödeme yapabiliyor olabilmesi. Birçok ödeme sistemine zaten entegreyiz. Mesela 11.11’de 1 saatte 100 küsur araba sattık. Bunu nasıl yaptık? Aslında bankadan direkt olarak havale aldık o parayı. Bahsettiğimiz şey, 100.000 TL – 75.000 TL gibi miktarlar. Bu entegrasyon bile var yani. Bu parayı kredi kartından çekemeyeceğiniz için hesaba entegre olmanız gerekiyor. Dolayısıyla birçok seçeneği vermeniz lazım kullanıcıya.

— Daha kişiselleştirilmiş deneyim 2019’da bizim için en önemli şey diyebilirim. Birçok kanalın birbiriyle konuşması bizim için önemli çünkü birçok araç kullanıyoruz. Ve pazarda birçok araç aslında biraz da kendi işini yapıyor; analitik için ayrı bir araç var, segmentasyon için ayrı bir araç var. Bunların hepsinin konuşması gerekiyor. Bütün e-ticaret ve teknoloji şirketleri için aslında bu “marketing technology” tarafı en önemli şeylerden bir tanesi. Bizim data yatırımımız geçen sene zaten başlamıştı. Geçen sene itibariyle bütün altyapı vs de bitti. Çok daha segmentli, çok daha verimliliği yüksek kampanyalar bizim odak noktamız. Özellikle dijitalde çok kuvvetli bir markayız. Fiziksel bir dünyada olmadığımız için dijital pazarlama bizim için çok ön planda. Nasıl daha çok kişiselleştirebiliriz, gelen insanlara nasıl daha iyi bir deneyim yaşatabiliriz konusuna odaklanıyoruz. Bunu nasıl yapmak gerekiyor? Devamlı ufak ufak adımlarla denemeye başlayıp yavaşça büyütmek lazım. Devamlı hipotez üretip, iyileştirme çalışmaları yapmak lazım.

Mehmet Bülent Kutacun:

— TÜBİSAD’ın e-ticarete ilişkin raporu dün yayınlandı, birkaç ay içinde de TÜSİAD’ın raporu çıkacak. Oradaki rapor şöyle: perakende var, seyahat var, online bahis var. Bir de takip edilen bir rakam daha var Türkiye’de ve burası çok kritik. BKM’nin raporladığı bir veri bu: aslında Türkiye’deki sanal POS’larda sigorta ve emeklilik hariç buradaki rakamlar. Bu rakamlar diğerinden çok daha fazla aslında. Çünkü e-ticaret dediğimiz şey sadece pazar yerlerinde yapılan, klasik anlamda mal gönderimi olan şeyler değil. E-ticaret dediğimiz şey de aslında ticaretin kendisi. Her anlamda bir dijitalleşme varken ticaretin onun dışında kalması beklenemez. Oradaki verilere baktığımızda geçen yıl yaklaşık Türkiye’de 138 milyar TL’lik bir hacim oldu. TÜBİSAD’ın raporunda yaklaşık 60 olarak görünen bir veri bu. Biz de İş Bankası olarak bunun 41 milyarını “process” ettik… Rakamlar biraz farklı olsa da büyüme kısmı gerçekten %45-%50; 2015’ten beri gelen ciddi bir büyüme var.

— E-ihracat PR’ı çok olan kendisi pek olmayan bir iş. Biz de 2-3 yıldır buna ciddi anlamda yatırım yapıyoruz. Potansiyel var. Bu potansiyeli keşfeden bir iki sektör var yıllardır; örneğin tesettür giyim. Operasyonları dahi ciddi anlamda dijitalleşen ciddi firmalar var. Sonuçta satılacak ürün varsa bu dünyada her yere satılabilir. E-ihracatta aslında bütün ülkeler sizin pazarınız bir anlamda. Sadece dijital pazarlamayı, lojistiği, ödemeyi çözdüğünüzde yapabileceğiniz bir iş. Potansiyel üretilen ürünle ilgili bir şey.

— Türkiye’de online ödemenin de büyük bir kısmı kartla yapılıyor ama dünyada böyle değil. Mesela yurt dışına bir ürün satacaksınız; her şeyi çok iyi yapsanız bile ödeme adımında kaldığınızda satış yok demektir. Ödeme alanında da müşteriye uygun ödeme seçeneği sunuyor olmak gerekiyor. Bu da pazarlarla ilgili bir şey. Örneğin, kıta Avrupa’sında ekonomiler daha çok tasarrufla büyümüştür: Almanya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde böyle. Bu ülkelerde hep tasarruf hesaplarında biriken paralarla ilgili ödeme fonksiyonları gelişmiştir (banka transferleri ve banka kartları)… Hollanda’da çoğu dükkanda kredi kartı kullanamazsınız, debit kart geçer. Ya da online tarafta direkt transfer metotları vardır. Hollanda’da örneğin IDEAL diye bir ödeme yöntemi var. Biz bugün İş Bankası’nda Hollanda’ya satılan mal ve hizmetlerin %92’sinin ödemesini IDEAL ile alıyoruz. IDEAL bir para transfer yöntemi. Arkasında belirli bankalar var. Siz web sitesinde IDEAL ile öde butonunu gördüğünüzde ona basıyorsunuz. Biz hemen kurduğumuz yapıyla API üzerinden IDEAL ekranını açıyoruz, orada müşteri bankasını seçiyor, giriş yapıyor ve işlemini tamamlıyor. Biz de iş yerine ödeme alındı deyip geri dönüyoruz.

— Bugün bizim tarafta desteklediğimiz dört tip ödeme yöntemi var. Biri e-cüzdanlar. Araştırmalar e-ticaretin geleceğinin cüzdanlarda olduğunu söylüyor. Büyük cüzdanlar var mesela PayPal, Alipay, WeChat Pay gibi. İş Bankası ile çalışan işletmeler Alipay ve WeChat Pay ile ödeme alıyor. Hatta 2,5 yıldır alıyorlar. Sonra banka transfer metotları var. Örneğin bunların büyükleri arasında Almanya’dan SOFORT, Hollanda’dan IDEAL gibi markalar var. Az önce bahsetmiştim. Üçüncü büyük alan yerel kartlar; mesela Brazilya’dan Elo kart. Yaklaşık 150 milyon Elo kart var. Rusların Mir’ini kabul etmeye başladık. 57 milyon kart var. Bir de farklı pazarlar için değişik ödeme yöntemleri kabul ediyoruz. Örneğin kupon ödemeleri var. Bunlar Türkiye’de olmayan şeyler. Örneğin bir kupon alıyorsunuz oradaki bir marketten. Örneğin, THY’nin websitesine giriyorsunuz bilet alıyorsunuz, Boleto’yla ödeye basıyorsunuz, kuponun ID’sini giriyorsunuz. Biz kurduğumuz API ile Boleto’yla konuşuyoruz. Bu kuponun tutarının 7 gün içerisinde orada nakit olarak yatırılması lazım. Müşteri yatırdığında bize bilgi geliyor; biz de diyoruz ki artık bu bileti satabilirsiniz. Bir dolu ülkenin farklı ödeme alışkanlığı ve ödeme fonksiyonları var… İşletmelerin hedeflerine uygun şekilde farklı coğrafyalardaki ödeme yöntemlerini tanıyor olması gerekir.

30 Nisan Salı akşamı DigitalTalks İlkbahar19‘da görüşmek üzere.

Etiketler