Mutlu Çiftlerin Sosyal Medyada İlişkileri ile İlgili Daha Az Paylaşım Yapmasının Sebebi

Şimdilerde ilişkiniz ve hayatınız ile ilgili paylaşımlar yapmak oldukça popüler hale geldi. Eğer ilişkiniz online değilse, onun varlığının bir kanıtı yokmuş gibi bir algı yaratılıyor.

Eğer sosyal medyayı, duyurulan yapıldığı, bilgilerin verildiği ve toplulukların ortak deneyimler üzerinde bağ kurduğu şehir meydanlarının modern versiyonu olarak görüyorsanız, hayatınızdan belgelemeye değer gördüğünüz parçaları paylaşmanız tabii ki de çok mantıklı. Amaç, bize yakın olup da sosyal medya dışında hayatımızdan haberdar olmayacak insanların hayatımız ile ilgili bilgi almasını sağlamak aslında – ve bunda yanlış bir şey yok.

Ancak sosyal medyanın ek olarak ince bir ayrıntısı daha var, zira kendisi kimliğimizin, bağlılığımızın ve kendi değerimizin adeta bir yansıması. Kendimize dair bir imaj oluşturabilir, başkaları tarafından ne kadar sevildiğimizi ölçümleyebilir ve nihayetinde sosyal olarak hangi noktada durduğumuzu belirleyebiliriz.

Tüm bu klik ve piksellerin yarattığı heyecana kapılıp gitmemize şaşmamak gerek Sosyal medyanın temsil ettiği kişilikler, bağlılık ve değer biçme, aslında insanın iç dünyası ile derinlemesine bağlı.

Eğer birinin dünyanın onu nasıl görmek istediğini öğrenmek istiyorsanız, sosyal medya hesaplarındaki düzene bakmanız yeterli. Bu, özellikle özel ilişkileri söz konusu olduğunda fazlasıyla gerçekçi oluyor. Her ne kadar kiminle bir ilişki içerisinde olduğunuz konusunda açık olmanız ve gurur duymanız oldukça normal olsa da, genelde ilişkinizdeki mutluluk seviyeniz ile ilişkinize dair ne kadar sıklıkla paylaşım yaptığınız arasında doğrudan bir bağ vardır.

İşte bunun birkaç sebebi:

Diğer insanların hayatınızın belli bir parçasını farklı görmesini sağlayarak kendinizi daha iyi hissettirebilirsiniz. Başka bir deyişle, eğer duygusal tatmine hitap etmesi gereken parçalardan yeterince zevk almıyorsak, bu hissi başka yerde ararız. Çoğu zaman da bu, başka insanların durumu nasıl gördüğü ile alakalı olduğu kanısına varırız.

Hayatınızda ya da ilişkinizde mutluysanız, doğal olarak onun içinde daha çok var olursunuz. Mutlu olduğunuz zaman ise fotoğraf çekme ya da sosyal medya hesaplarınıza bakma ihtiyacını fazla hissetmezsiniz. Tabii bu, bu tip şeyleri hiçbir zaman yaptığınız anlamına gelmiyor, sadece hayatınız sizi öylesine mutlu ediyor ki, neden bu gibi şeylerle dikkatiniz dağıtasınız ki?

Kişisel tartışmalarını ve sorunlarını offline tutan her çift, her zaman daha sağlıklı bir ilişkiye sahip olur. Fazla paylaşım yapmanın bir diğer yüzü de, ilişkinizde mutlu olmadığınız şeyleri paylaşmak oluyor. İçeriği ne olursa olsun, partneriniz ile yaşadığınız bir sorunu asla Facebook arkadaşlarınız ve aileniz ile paylaşmamalısınız.

Mutlu çiftlerin ilişkileri onları tatmin eder, o yüzden de başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı duymazlar. Başka bir deyişle ilişki ile ilgili sürekli güncellemeler geçmek, onlara hiçbir şey ifade etmez.

Mutlu çiftlerin aynı zamanda kanıtlayacak bir şeyleri de yoktur. Birbirlerini, dünyaya mutlu olduklarını kanıtlamak için kullanmazlar. Birlikte olmak istedikleri için birliktedirler.

Araştırma sonuçları, sosyal medyayı daha az kullanan insanların genel olarak daha mutlu olduğunu gösteriyor. Facebook’u bir hafta boyunca kullanmayan insanlar, araştırmalarda ciddi oranda daha mutlu çıkıyor. Depresyon ise, sosyal kıyaslama teorisi sebebi ile doğrudan yoğun sosyal medya kullanımı ile ilişkilendiriliyor. Mevzu işte böyle uzayıp gidiyor. Asıl konu insan doğasının ne zihinsel ne de duygusal açıdan kusursuz olmadığı. Dolayısıyla bu durumun bireyler arası ilişkileri de olumsuz etkilemesi çok da şaşırtıcı değil.

Etiketler