Bir Başarısızlık Fikayesi; Fyonk

Başarı hikayeleri önümüze daha çok çıkar… Kimse başarısızlıkları fazla konuşmak istemez. Bunun altında değişik nedenler vardır:

  1. “Başarısızlıkla” sonuçlanan olayların özneleri olan kişiler eminim öz eleştirilerini yapıyordur ama bunu paylaşmak konusunda fazla gönüllü olmazlar. Hayatımızın birçok alanında bu böyle değil mi? Siz hiç LinkedIn’de işinden çıkarılan bir kişinin bu konuyu fazla dillendirdiğini gördünüz mü? Veya özel hayatımıza bakalım, nice evlilik fotoğrafları görürüz ama iş boşanmaya gelince fazla insan paylaşımda bulunmaz.
  2. Birçok medya organı başarısız projenin sahibi şirketlerle ticari ilişkiye sahiptir ve başarısız projeyi haber yapmak, şirket ve yöneticiler açısından olumsuz bir PR olarak değerlendirileceğinden, ilişkinin bozulması ile sonuçlanabilir… Medya da bunu istemez…

Ama aslında keşke başarısızlıkları yapıcı bir şekilde daha fazla konuşsak… Hepimiz daha fazla öğrenmez miyiz? Dediğim gibi maalesef yukarıda belirttiğim (eminim başka nedenleri de vardır) nedenlerden dolayı, olmuyor olmuyor…

Bugün LinkedIn’de karşıma bir yazı çıktı… “Fyonk, Bir Başarısızlık Fikayesi” başlıklı yazıda Deniz Oktar, Fyonk adlı girişimi ile tecrübelerini samimi bir şekilde anlatıyor.

Ben sadece aşağıda sizinle yazıdan bir paragraf paylaşacağım:

“…Lakin tüm bunlar işin detayları. Aslında ne yalan söyleyeyim, fikir Türkiye’ye uymuyordu arkadaşlar. Kimse kimseye hediye çeki göndermek istemiyordu ve biz bunu istetecek kadar heyecan yaratacak tanıtım kampanyalarını yapamıyorduk. Daha önceki blog postumda yazdığım gibi, Türkiye’de niş kalacak bir işin kullanıcı sayıları ve ulaşabileceği ekonomik değer çok küçüktü. Bir diğer yandan, insanlar mutsuzdu, kimse kimseye hediye almak da istemiyordu. Zaten bizim hedef kitlemiz, insanların en yakın arkadaşları değildi çünkü en yakın arkadaşları bire bir hediye verecekti. Daha çok 2, derece arkadaşların birbirlerini hatırladıklarını ve değer verdiklerini gösteren bir araç olmaya çalışıyorduk. Her ne kadar basit bir araç olsak da, arkada çok büyük bir veriyi işleyerek bu veriden ciddi tavsiyeler, pazarlama kampanayarlı vs çıkarmayı hedefliyorduk….”

Benim bu hikayeden yaptığım en önemli (“Önemini bildiğim ve bir kez daha gördüğüm” demek daha doğru olabilir.) çıkarım şu: Hedeflediğiniz pazardaki insanları ve ihtiyaçlarını iyi tanıyın ve anlayın… Çok iyi yazılım ekipleriniz, çok ileri seviyede teknoloji bilginiz ve finansal kaynaklarınız (Wrapp örneğinde olduğu gibi) olabilir ama gerçek bir ihtiyacı karşılamıyorsanız ne yapsanız boş. Deniz Oktar bunu çok samimi bir şekilde dile getirmiş. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu yazının tamamını da bu linkten okumanızı tavsiye ediyorum.

PS: Bu yazının da etkisi ile DigitalTalks İlkbahar16‘da bir oturumu başarısız girişimlere, projelere ayırmaya karar verdim.

Etiketler