Steve Jobs: Man In The Machine

Apple’ın efsane yöneticisi Steve Jobs’un hayatını anlatan, ancak başarılarının yanı sıra başarısızlıklarını da ön plana çıkaran, Apple tarafından tepkiyle karşılanan Alex Gibney’nin “Steve Jobs: Man in the Machine” isimli belgeselinde bizi neler bekliyor?

Her şey Alex Gibney için Apple’ın kurucu ortağı Steve Jobs’ın 5 Ekim 2011’de hayatını kaybetmesiyle başlamış.

Geçtiğimiz günlerde filmle ilgili Gibney, “ Bu filmi yapmamdaki motivasyon, insanların tanımadığı birinin ölümü arkasından neden bu kadar ağladıklarıydı.” dedi.

Filmin başlangıç sahnesi dünyanın dört bir yanından Steve Jobs’ın ölümüne verilen tepkileri, insanların ağlamalarını ve yapılan anma törenlerini içeriyor.

Business Insider’a yaptığı bir açıklamada Gibney, Apple’ın kendisi için ne ifade ettiğini şu sözlerle dile getiriyor: “ IBM ve PC’lerle büyüdüm. Mac kullanmaya başladığımda kendimi özgürleşmiş hissediyordum. Yeni bir dünyaya adım atmıştım.”

Apple’ın insanı kendine çeken bu özelliği 2,5 yıl önce Gibney belgeseli çekmeye başladığında değişime uğramış.

Steve Jobs’ın “Resmi” Değil Gerçek Biyografisi

Filmde Steve Jobs kişisel bilgisayarlarda devrim yaratan ve bizi mobil cihazlara bağımlı hale getiren bir pazarlama dehası olarak gösteriliyor. Ancak aynı zamanda Gibney Jobs’ı, çalışanlarını gözdağı ve akıl oyunlarıyla yöneten “manyak” bir işveren olarak da resmediyor. Örneğin bir sahnede Jobs Apple’dan ayrılan bir çalışana “Godfathervari” bir konuşma yapıyor ve eğer başka çalışanları da beraberinde götürürse icabına bakılacağından bahsediyor.

Jobs’ın kişisel hayatında da başarılı olmaması filmde üstünde durulan bir konu. Apple’ın ilk zamanlarında kızı Lisa’yı evlat olarak kabul etmediği anlatılıyor. DNA testi ile kızı olduğu kanıtlanınca ise çocuk nafakası olarak ayda sadece 500 dolar ödediğinden bahsediliyor.

Alex Gibney
Alex Gibney

Gibney Steve Jobs’ın “resmi” biyografisini değil gerçek hayatını göstermek için yola çıktığını ve tahmin edildiği üzere pek çok kapının açılmadan suratına kapandığını belirtiyor.

Oscarlı yönetmen Apple çalışanları ile konuşmak istediğinde “hayır” cevabı alırken Jobs’un eşi Laurene tarafından da geri çevrildiğinden bahsediyor.

Filmi çekmek için ihtiyacı olan bilgiyi değişik yollarla elde etmek zorunda kalan Gibney, Jobs’un 26 yaşındaki halinden dünyanın en büyük şirketlerinden birinin ardındaki ikona nasıl dönüştüğünün izini sürmüş.

Filmde, Çin’de iPhone 4S yapımında çalışan düşük ücretli işçilerden ve telefonların imalatı sırasında yaşandığı iddia edilen sinir tahribatından bahsediliyor. Ayrıca şirketin bir numaralı tedarikçisi olan Foxconn’un 18 işçisinin 2 yıllık süre zarfında intihar etmesi filmde yer alan ilginç detaylar arasında.

Gibney, Apple’ın vergi ödememek için giriştiği iddia edilen çetrefilli işlere de dikkat çekiyor. Filme göre Apple’ın vergilerin düşük olduğu İrlanda’daki şirketleri, 137 milyar dolarlık bir meblağı cepte tutmak için kullandığı iddia ediliyor.

Tüm bu noktalar ile Gibney, çok zor olsa da Apple kullanıcılarının bakış açısının bir şekilde değişeceğini belirtiyor.

Zira Gibney filmde Apple’ın neticede Jobs tarafından acımasızca ve en fazla para kazanmak için her şeyi göze alacak şekilde eğitilen bir şirketten öte olmadığını anlattığını düşünüyor.

DigitalTalks Ekibi olarak tartışma yaratacak bu belgeseli henüz izlemedik ama en kısa sürede izlemeyi planlıyoruz.

Etiketler