Sosyal Medyaya Hayır Diyen Gençler

Washington’da yaşayan 14 yaşındaki Brian O’Niell, arkadaşlarının yaz tatilinde ne yaptıklarını öğrenmek istediğinde çok radikal bir şey yaptı: Onlara bunu sordu. Yaşıtı pek çok çocuğun aksine Brian, sosyal medya kullanmıyor. Kendisi arkadaşlarının Instagram hesaplarında gezinmiyor ya da post yayınlamıyor. Facebook ve Snapchat’te de üyeliği yok. “İletişimde kalmak için sosyal medyaya ihtiyacım yok.” diyor.

Böylesine bir sosyal medya yoksunluğu, kendisini yaşıtları arasındaki azınlıkta konumlandırıyor. 2015’te yapılan bir ankete göre Amerikalı gençlerin (13-17 yaş arası) yüzde 92’si, günlük olarak online oluyor. Bunların yüzde 24’ü ise cihazlarını “sürekli açık” tuttuklarını belirtiyor. Bu kitlenin yüzde 71’i Facebook, yüzde 50’si Instagram ve yüzde 41’i de Snapchat kullanıyor. Yine aynı kitlenin dörtte üçü, birden fazla sosyal medya ağında aktif. Araştırmaya göre tipik bir gencin ortalama 145 Facebook arkadaşı ve 150 Instagram takipçisi var.

Pekiyi ya bir genç, böylesine bağlı bir dünyada yaşamak istemiyorsa? Pro-sosyal davranışların online olarak giderek arttığı bir kültürde, sosyal medya katılımcısı olmamak, antisosyal olarak algılanabilir. Sosyal medyayı reddeden gençler gerçekten ne kaçırıyorlar?

İnternet ve sosyal medyanın icadından önce yaz boyu arkadaşlarla iletişimde kalmak, kamptan eve mektup yazmak ya da en iyi arkadaşınızla saatlerce telefonda konuşmaktan ibaretti. Brian’ın annesi Rebecca, “Ben onların yaşındayken yaz tatili boyunca telefondan ayrılmazdım.” diyor. “Oğlum ise birini görmek istediği zaman onlara mesaj ya da e-posta atıyor, sonra da buluşup görüşüyorlar.”

Pek çok sosyal medya yoksunu, aslında teknofobik değil. Aksine onların da arkadaşlarına ulaşmak için kullandıkları cep telefonları var, sadece onlar, mesaj atmayı tercih ediyorlar. Onlar da internete ilgi duyuyor ve popüler kültüre tamamen hakimler. Sosyal medyanın da ne olduğunun farkındalar, sadece ondan hoşlanmıyorlar.

North Caroline Üniversitesi’nde gençler ve sosyal medya üzerine araştırmalar yapan Jacqueline Nesi, “Araştırma merkezimizde ortaya çıkan anket verilerine ve ulusal istatistiklere göre, gençlerin yalnızca yüzde 5’i ila yüzde 15’i sosyal medya kullanmamayı tercih ediyor.” diyor.

Bu istisnai kesim, “beğenilerin” getirdiği sonsuz uğraşın yorucu olduğu kanısında. Sosyal medyayı kullanmayan gençlerin pek çoğu için yüz yüze etkileşim, filtrelenmiş Facebook ya da Instagram samimiyetinden önce geliyor.

Yaşları 7-12 arası olan 4 çocuğu hakkında konuşan anne Katy Kunkel’in çocuklarının hiçbirinin sosyal medya hesabı yok. “Çocuklar özellikle yaz aylarında yetişkinlere göre çok daha çabuk düzene giriyor. Yazın dışarıda ağaçlarla oyun oynuyorlar, bu da onları daha aktif kılıyor.”

Çocuklar ise bir şeyden eksik kaldıklarını hissetmiyor. Brian O’Neill’ın arkadaşlarının neredeyse tamamı sosyal medya kullanırken, kendisi, en son ne zaman sosyal çevresinde çok önemli bir olayın meydana gelip de kendisinin bundan haberi olmadığını hatırlayamıyor. “Bazen birilerinin belli bir şaka hakkında konuştuğu ve benim muhabbeti anlamadığım oluyor, ancak çoğunlukla buna değmiyor bile – sonuçta alt tarafı bir şaka.”

Sosyal medyanın etkileri ile ilgili tartışmalar çoğunlukla siber zorbalık ya da online tehlikeler üzerine yoğunlaşıyor, ancak daha anlık ve daha kronik bir tehlike var ki, o da gençleri sürekli kendilerini akranları ile kıyaslamaya itmesi. Hatta bu, yalnızca çocukların kendi çevrelerindeki akranları ile kalmıyor, aynı zamanda Gigi Hadid, Kylie Jenner ya da diğer Instagram yıldızları ile kıyaslamaya kadar bile gidiyor. Washington’da yaşayan iki çocuk annesi Sue Lohsen, “Tüm bu kıyaslamalar hiç sağlıklı değil.” diyor. “Herkesin Facebook’ta mükemmel görünen, mutlu bir hayatı var. Ancak bunu sosyal medya üzerinden değil, kendinizin deneyimlemesi gerekiyor. Sosyal medya ise bunu maalesef teşvik etmiyor.”

Bu yılın başında yayımlanan bir çalışma çerçevesinde araştırmacılar, Instagram benzeri bir program geliştirip gençlerin az ya da çok beğeni alan fotoğraflara olan farklı tepkilerini ölçmek için fMRI taraması yaptılar. Araştırma sonucunda ise “ölçülebilir sosyal reklam” adını verdikleri bir süreç çıktı. Bu sürece göre gençlerin, sosyal dünyadaki yönlendirmelerini, neyin ne kadar beğeni alıp almadığına göre yaptıkları ortaya çıktı. Araştırma aynı zamanda ergenlik çağındaki gençlerin, marihuana içerken ya da alkol tüketirken çekilen riskli fotoğraflar olsa bile, daha çok beğeni almış bir fotoğrafı beğenmeye meyilli olduklarını gösterdi.

Los Angeles’ta büyüyen 18 yaşındaki Katherine Silk, “Instagram’da gerçekleşen iletişimin değerli olduğunu düşünmüyorum.” diyor. “Arkadaşlarımla yemek yerken, ‘Bunu Instagram’a yükleyeceğim!’ diyorlar, benim ise içimden ‘Senin onu yapmak yerine benimle konuşuyor olman gerekiyor’ diyesim geliyor.” Pek çok sosyal medya yoksunu gibi o da yaşıtlarının çoğu zaman iş sosyal medyaya geldiğinde “uygun sınırlarının olmadığı”  kanısında.

Öte yandan konu, neyi kaçırdıklarına geldiğinde, sosyal medya yoksunları oldukça iyimserler. Silk, “Eğer arkadaşlarıma söylemem gereken önemli bir şey varsa, onları arar ve söylerim. Bu yeterlidir.” diyor. Brian ise, “Açıkçası yetişkin olduğumda da çok ihtiyaç duymadığım sürece sosyal medya kullanacağımı düşünmüyorum.” diyor. “10 yıl içerisinde tüm bu sosyal medya çılgınlığı büyük ölçüde kaybolacak. O zamana kadar insanlar vakitlerini boşa harcamanın başka yollarını bulacaklar.” Bravo Brian.

Etiketler