
İnsansız hava araçları ve nesnelerin interneti cihazlarıyla Indigo Drones, çiftçilerin mahsulleri izlemesine ve olası sorunları tespit etmesine yardımcı oluyor.
Genetiği değiştirilmiş ürünler, yapay zeka ve her şeyin otomatikleştirildiği bir çağda olsak da dünya çapında her on kişiden biri açlıkla mücadele ediyor ve her yıl üretilen tüm gıdaların üçte biri israf ediliyor.
Tarımsal zeka şirketi Indigo Drones’un misyonu, zincirin üretim ucundaki çiftçilere yardım etmek. Şirket, Kosta Rika Founder Institute mezunu Sergio Ballester tarafından pirinç ve ananas yetiştiricilerine yardım etmek amacıyla kurulmuş.
Indigo Drones, insansız hava araçları (UAV’ler) ve nesnelerin interneti (IoT) cihazlarıyla çiftçilerin mahsulleri izlemelerine ve büyüme mevsimi boyunca potansiyel sorunları tespit etmelerine yardımcı oluyor. Tüm bunlar sayesinde arazinin dijital bir haritası çizilebiliyor ve çiftçiler, arazinin durumunu görebiliyor.
Toplanan veriler iki şekilde kullanılıyor. Birincisi, su ve böcek ilaçları gibi kaynakların veya girdilerin nereye uygulanması gerektiğini belirleme aşamasında. Bu kullanım, büyük miktarlarda gübre ve böcek ilacı için gereksiz harcamaların azaltılmasına yardımcı olarak çiftçilerin bütçesini destekliyor. İkinci olarak ise toplanan veriler bir tarımsal hava tahmini oluşturmak için kullanılabildiğinden çiftçiler, ekinlerinin önümüzdeki aylarda nasıl büyüyeceğini tahmin edebiliyor ve ona göre daha iyi bakım yapabiliyor.
Şirketin tarım dünyası üzerindeki etkisi Sergio Ballester’ı, MIT Technology Review’ın 35 Yaş Altı Yenilikçi İnsanlar listesine sokmayı başardı. Benzer bir teknolojinin uluslararası ölçekte benimsenmesi, çiftçiliğin dünya genelinde daha sürdürülebilir olmasına yardımcı olabilir.
İnsansız hava araçları kullanıldığı veri toplama yöntemleri, tarımsal üretim üzerinde önemli ölçüde olumlu etki yaratma potansiyeline sahip. Çiftçiler, havadan bir izlemeyle mahsullerin sağlığını takip edebilir ve suyu daha verimli şekilde kullanabilir. Ayrıca, gübreler ve böcek ilaçları da en çok ihtiyaç duyulan alanlarla sınırlandırılabilir ve bu sayede yeraltı suyu kaynaklarının kirlenmesi riskinin önlenmesi mümkün olabilir. Nihayetinde daha fazla ve sağlıklı mahsul, daha iyi verim ve dünyadaki açlığı azaltmaya yönelik daha etkili bir adım anlamına gelebilir.