Sosyal Medya Zihinsel Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

Sağlık uzmanları, oturmayı ve sigara içmeyi kıyaslamayı çok seviyorlar. Oturmayla ilişkilendirilen hastalıkların ve ölümlerin sayısı göz önüne alındığında, oturmak yapabileceğimiz en zararlı şeylerden bir tanesi. Fakat aslında otururken genellikle yaptığımız şey aynı derecede endişe verici: Birazcık boş vakit bulduğumuzda bilinçsizce sosyal medyada dolaşmak. Muhtemelen sezgisel olarak bildiğimiz şeyi araştırmalar da doğruluyor: söz konusu kolektif psikolojimiz ise bu alışkanlık hiç iyi değil.

Amerikan Pediatri Akademisi, sosyal medyanın küçük çocuklar ve gençler üzerindeki negatif etkileri (siber zorbalık ve “Facebook depresyonu” dahil) konusunda uyarıyor. Fakat bu riskler tüm nesillerden yetişkinler için de geçerli olabilir. Sosyal medyanın zihinsel sağlığa zararlarını konu alan kimi çalışma sonuçlarına bir göz atalım.

Bağımlılık yaratıyor

Uzmanlar, internet bağımlılığının gerçek olup olmadığına dair henüz kesin olarak fikir birliğine varamamış olsa da, her ikisinin de olabileceğine ilişkin kanıtlar mevcut. Nottingham Trent University’nin bir çalışması, psikolojik özellikler, kişilik ve sosyal medya kullanımı üzerine yapılmış geçmiş araştırmaları inceledi ve çalışmanın yazarları şöyle bir sonuca ulaştı: “Özellikle ‘Facebook Bağımlılığı’ndan bahsetmek mümkün çünkü kişisel yaşamı ihmal etme, zihinsel meşguliyet, gerçeklerden kaçma, ruh halini değiştiren deneyimler, tolerans ve bağımlılığa ilişkin davranışları gizleme gibi bağımlılık kriterleri sosyal ağları aşırı kullanan bazı kişilerde mevcut gibi görünüyor.” (Ayrıca, aşırı sosyal ağ kullanımına yönelik motivasyonun bazı kişisel özelliklere bağlı olarak farkılılık gösterdiğini öne sürüyorlar – içe dönük ve dışa dönük kişiler veya narsisizm durumunda görülen özelliklere sahip insanlar sosyal ağları farklı nedenlerle kullanıyor.)

Araştırmalar, insanların bir tür yoksunluk çekme eğiliminde olduğunu doğruladı: Swansea Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, insanlar interneti kullanmayı bıraktığında (sadece sosyal medya değil, herhangi bir internet kullanımı) yoksunluğun psikolojik semptomlarını deneyimliyorlar. Bu araştırmayı takip eden diğer çalışmalara göre, insanlar interneti kullanmayı bıraktığında küçük fakat ölçülebilir fizyolojik etkiler yaşıyorlar. Çalışmanın yazarı Phil Reed, “Dijital cihazlara aşırı şekilde bağımlı olan kişilerin bunları kullanmayı bıraktığında kaygı hissi yaşadığını bir süredir biliyoruz fakat artık bu psikolojik etkilere gerçek fizyolojik değişikliklerin eşlik ettiğini de görebiliyoruz.” Bunun sosyal medya için doğru olup olmadığı henüz net değil fakat kimi kayıtlar bunun olabileceğini öne sürüyor.

İnsanları üzüyor ve sağlığa iyi gelmiyor

Sosyal medyayı ne kadar kullanırsak o kadar az mutlu oluyoruz. Birkaç yıl önce yapılan bir çalışmaya göre, Facebook kullanımı ile daha az anlık mutluluk ve daha az hayat memnuniyeti arasında bir ilişki var. Yazarlarlara göre ise bu, Facebook’un diğer bireysel faaliyetlerin yapmadığı şekilde sosyal bir izolasyon algısı oluşturmasıyla ilgili. Yazarlar, “Facebook, görünürde insanların anında iletişim kurmasına olanak tanıyarak bu tür ihtiyaçları karşılamak için paha biçilemez bir kaynak sağlıyor. Güncel bulgulara göre, Facebook etkileşimi genç yetişkinler için, destekleyici “çevrimdışı” sosyal ağlar ile yapılan etkileşimler gibi sağlığı iyileştirmiyor, tam tersi sonucu yaratıyor.” diyor. 

Aslında, başka bir çalışma, sosyal medya kullanımının sosyal izolasyon hissi ile ilişkili olduğunu buldu. Ekip, kaç insanın 11 sosyal medya sitesini – Facebook, Twitter, Google+, YouTube, LinkedIn, Instagram, Pinterest, Tumblr, Vine, Snapchat ve Reddit – kullandığını inceledi ve bu sayıyı “algılanan sosyal izolasyon” ile ilişkilendirdi. Sonuç ise şaşırtmadı: insanlar bu sitelerde vakit harcama süresiyle doğru orantılı şekilde sosyal olarak izole olmuş hissediyorlar. Ne yazık ki, algılanan sosyal izolasyon hem zihinsel hem de fizikler olarak bizim için oldukça kötü bir şey.

Hayatımızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmak zihinsel sağlığımızı kötü etkiliyor

Facebook’un insanları sosyal olarak izole hissettirmesinin (gerçekte öyle olmasa bile) bir nedeni de karşılaştırma faktörü. Sosyal medyada dolaştıkça kendimizi başkalarıyla karşılaştırma tuzağına düşüyoruz ve kendimizi nasıl değerlendireceğimize ilişkin yargılarda bulunuyoruz. Bir çalışma, başkalarının gönderileriyle karşılaştırma yapma şeklimizi (kendimizi arkadaşlarımıza kıyasla iyi ya da kötü olarak değerlendirme) inceledi. Şaşırtıcı olan şu ki, her iki karşılaştırmanın da insanları kötü hissettirdiği ortaya çıktı. Oysa gerçek hayatta sadece başkasının bizden iyi olduğunu düşündüğümüzde kötü hissediyoruz.  Ancak sosyal ağ dünyasında her türlü karşılaştırma depresif semptomlarla ilişkili gibi görünüyor. 

Kıskançlığa ve kısır döngüye neden olabilir

Sosyal medyadaki karşılaştırmanın kıskançlığa yol açtığı bir sır değil – çoğu insan, diğer insanların tropik tatillerini ve mükemmel çocuklarını görmenin kıskançlığa yol açtığını kabul ediyor. Birçok araştırma, sosyal medya kullanımının kıskaçlık duygularını tetiklediğini kanıtlıyor. Facebook kullanırken oluşan kıskançlık ve diğer negatif hisleri inceleyen bir çalışmanın yazarlarına göre, “Sadece Facebook’la ortaya çıkan kıskançlık durumlarının sayısı şaşırtıcı ve Facebook’un kıskandırıcı hisler oluşturmaya müsait bir platform olduğunu kanıtlıyor.” Ayrıca bunun bir kısır döngü haline gelmesi de mümkün: kıskançlık yüzünden bir kişi kendi yaşamının daha iyi görünmesini isteyerek kıskançlık yaratan gönderiler paylaşabilir ve bu hiç bitmeyen bir kısır döngüye dönüşebilir.

Başka bir çalışma, Facebook kullanımıyla ortaya çıkan kıskançlık ve depresyon arasındaki ilişkiyi inceledi ve kıskançlığın Facebook-depresyon ilişkisine aracılık ettiğini keşfetti. Yani, kıskançlık kontrol edildiğinde Facebook çok moral bozucu olmuyor. Öyleyse, depresyon-Facebook ilişkisinde sorumlu olan kıskançlık olabilir.

Yardımcı olacağını düşünme yanılsamasına kapılıyoruz

Bu sağlıksız döngünün bir parçası da şu: bizi iyi hissettirmemesine rağmen sosyal medyaya geri dönmeye devam ediyoruz. Bu muhtemelen öngörü hatası (forecasting error) olarak bilinen şeyden kaynaklanıyor: Bir uyuşturucu gibi, uyuşturucuyu kullanmak yardımcı olacak sanıyoruz fakat aslında kendimizi daha kötü hissetmemize neden oluyor ve bu da kendi tepkimizi öngöremememize sebep oluyor. Bir çalışma insanların Facebook kullandıktan sonra nasıl hissettiğini ve nasıl hissedeceklerini düşündüklerini inceledi. Çalışmadaki katılımcılar, başka aktivitelere katılan insanlara kıyasla Facebook kullandıktan sonra kötü hissettiler. Bu çalışmayı takiben yapılan bir deney ise katılımcıların genellikle kullanımdan sonra daha iyi hissedeceklerini düşündüklerini gösterdi. Diğer bağımlılık biçimlerindeki modele oldukça benziyor değil mi?

Sosyal medyada fazla arkadaşınız olması, çok sosyal olduğunuz anlamına gelmiyor

Birkaç yıl önce bir araştırma, sosyal medyada fazla arkadaşınızın olmasının iyi bir sosyal hayata sahip olduğunuz anlamına gelmediğini keşfetti. Bir beynin baş edebileceği arkadaş sayısının bir sınırı var ve bu arkadaşlıkları sürdürmek için gerçek (sanal değil) bir sosyal etkileşim gerekiyor. Yani, Facebook’ta sosyalleşiyormuş gibi yapmak yeterli değil. Yalnızlık ve sayısız sağlık problemi (erken yaşta ölüm dahil) arasındaki ilişkiyi göz öndünde bulundurursak, gerçek sosyal desteğe sahip olmak oldukça önemli. Sanal arkadaşlık, gerçek arkadaşlıkla aynı tedavi edici (therapeutic) etkiyi yaratmıyor.

Elbette sosyal medyanın hiçbir yararı yok demek istemiyoruz. Uzak mesafelere rağmen insanlarla iletişim kurmamıza ve uzun yıllardır görmediğimiz insanları bulmamıza olanak sağlıyor. Fakat boş vakitlerinizde hatta daha kötüsü duygusal desteğe ihtiyaç duyduğunuzda sosyal medya kullanmak çok iyi bir fikir değil.

Etiketler