DigitalTalks Sonbahar18’in Dördüncü Haftasında Türkiye Yatırım ve Girişim Ekosistemindeki Güncel Gelişmeler ile Zor Zamanlarda İşi Yönetmek Konusuna Odaklandık

Birbirinden değerli konuşmacıları dinleyeceğimiz; yeni kişilerle tanışıp bağlantılarımızı kuvvetlendirme şansı bulacağımız 6 haftalık maratonumuz DigitalTalks Sonbahar’18, İş Kuleler’de devam ediyor.

31 Ekim Çarşamba akşamı ilk oturumumuzda Alpacar Associates Yönetici Ortağı Ali T. Alpacar, Revo Capital Yöneticisi Bora Yılmaz ve Esin Avukatlık Ortaklığı Ortak Avukatı Muhsin Keskin’i “Zor Zamanlarda İşi Yönetmek” başlıklı sohbetimizde ağırladık.

Bu öğretici sohbetimizden kimi paylaşılanları sizlere aktarmak istiyoruz:

Ali T. Alpacar:

  • Ekonomistler çıkıp konuştuklarında resim biraz iç karartıcı olabiliyor ama piyasada olan biri olarak benim söyleyebileceğim ülkenin durumunun o kadar da kötü olmadığı. Niye böyle düşündüğümü soracaksınız… Ülkenin nüfusu 80 milyon, inanılmaz bir potansiyel var. O nedenle Amerika’nın Avrupa’nın ilgisi bittiğinde Orta Doğu’nunki başlıyor, o bittiğinde Asya’nınki başlıyor, Avustralya’dan Kanada’dan yatırımcı geliyor. Türkiye bir şekilde artık boyutu itibarıyla, etrafındaki piyasaların büyüklüğü hasebiyle her zaman bir şekilde ilgi çekiyor. Bir tane gerçekten ilgili alıcı, bir tane de ilgili gibi görünen alıcıyla da iş yapabiliyoruz.
  • Bazı sektörlerde rekabet şartlarından dolayı kaçınılmaz bir konsolidasyon var. Bazı sektörlerde oldu, bazılarında başlıyor.
  • Banka tarafında oturduğunuz zaman en son isteyeceğiniz şey son dakikada şirketin size gelip bir sonraki faiz ana para ödememi yapamıyorum, bana bir çözüm üretin denilmesi. Çünkü iş işten geçmiş oluyor… Burada şirketlere, üst yönetime ve yönetim kurullarına bir sorumluluk düşüyor. Halka açık şirketlerde riskin erken tespiti komitesi diye bir komite var. Bu komitenin böyle zamanlarda çok önemli olduğunu düşünüyorum.
  • 2000’lere göre şu anda bir farklılık var. Türkiye çok popüler bir yer, mutlaka yatırım yapalım diyenlerin daha sınırlı olduğu bir ortamdayız şu anda. Daha uzun vadeli bakan, benim bu ülkede olmam lazım diye bakan yatırımcılar ağırlıkta şimdi… Stratejik olarak yatırım yapanlar ağırlıkta. Bir de Türkiye odaklı kurulmuş özel sermaye (private equity) fonlarının buraya para yatırması lazım, başka yere yatıramazlar. Uzun vadeli bakanlar bunlar.

Bora Yılmaz:

  • Özellikle Türkiye’deki startupların problemleriden biri yerel pazara odaklanıyor olmaları. Çünkü 80 milyonluk bir pazar var ve bu bazen girişimcinin konsantrasyonunu kaybetmesine sebep olabiliyor ve geçtiğimiz 5 ay içerisinde yaşadığımız gibi bir döviz sıkıntısı yaşadığımızda duvara tosluyorsunuz. İlk günden itibaren yumurtaları farklı sepetlere koymak gerekiyor. İşin lokal mi uluslararası mı olduğu, büyümenin nereden geleceğini, nasıl gerçekleşeceğini ölçerek yatırım yapmak gerek. Buradaki beklenti zor zamanda da bunu devam ettirebilmek. Bunu başka pazarlarda olarak, yurtdışına satış yaparak sağlayacaksınız. Böylece bir sepetin altı delindiğinde diğer sepetteki yumurtalar kurtuluyor.
  • Küçük bir şirket, hatta iki kişilik ortaklık da olsa eğer finansmanınızı doğru yönetmiyorsanız, nakit akışına bakmıyorsanız, gelir giderinizi düzgün şekilde izlemiyorsanız daha çok zorlanacaksınız. Bunu ilk günden yönetir, arkasında olur, finans yönetimini hayatınızın bir parçası olarak görürseniz hayat yine zor olur, ama en azından kör uçuşu yapmazsınız ya da karanlıkta el yordamıyla yol bulmaya çalışmazsınız. İlk günden itibaren bunun peşinde olursanız, müşterilerinizi doğru seçerseniz, finansmanınızı buna göre yönetirseniz, paranız bitmeden en az 6 ay önce yatırım aramaya başlarsanız bu sıkıntıları yaşadığınızda yatırımcı zaten sizi korur. Ama hiç kaynak olmadığı durumda iş cidden zor.
  • Girişim sermayesinin bankadan temel farkı alınan risklerle ilgili. Risk getiriyle, potansiyelle birlikte geliyor. Risk gerçekleşmeyip potansiyel gerçekleşirse de satış yaparak kazanmaya çalışıyoruz. Girişimcilerin en güçlü olduğu taraf kendi işi; ama tecrübe başka bir şey. Çünkü bir şey söylendiğinde hayat çok daha kolaylaşabiliyor. İşin para tarafı var, onsuz olmuyor ama bir de üzerine koyduğumuz iş aklı, ürünü nasıl yaparsınız pazara nasıl çıkarsınız, satış ne demek nasıl olur diye yapılan analizler, sonrasında da finansal kontrol var… tüm bunlar bir paket.
  • Türk yatırımcı yok, yabancı yatırımcı da yok. O yüzden önümüzdeki süreçte biz bizeyiz gibi görünüyor. O nedenle yatırımcı çok seçici olacaktır… Güzellik yarışması yapıyor gibi bir durumdayız maalesef. Erken aşamada gerçekten yenilikçi bir iş yapmıyorsanız, yurtdışında rekabet şansı olan bir iş yapmıyorsanız işiniz çok zor.

Muhsin Keskin:

  • Konkordato aslında suni teneffüs. Çünkü konkordatoyla kastedilen şey, belki kötüye doğru giden, kötü semptomları olan bir şirketi muayene ettikten sonra yaşama şansı olan şirketi bir süre koruyup, yaşatabildiğimiz kadar yaşatmak, korumalı bir ortama alıp yaşayıp yaşayamayacağına bakmak… Konkordatoyla iflas birbirlerinin muadili değil. Çünkü iflas gerekiyorsa gerekiyordur, konkordatoyu işler yoluna konulabilecekse uygulamak gerekiyor.
  • Konkordato kısaca mahkemeye başvurduğunuz, mahkemenin sizi yönetecek bir komiser atadığı, 3-5 aylık geçici süreyle başlayıp 12-18 aylık kesin süresinin üzerine eklendiği bir süreç. Bu süreçte alacaklılarla anlaşılmaya çalışılıyor.
  • Böyle dinlendiğinde konkordato çok makul bir işlem gibi görünüyor; günün sonunda bir şirketin iflas etmesi sadece sermayedarları değil, işçilerin, tedarikçilerin, finansman sağlayıcıları vs. hepsini etkiliyor. Şirketi ayakta tutmak alacakların alınabilmesi için bir fırsat gibi görünüyor. Kavram ve arkasındaki niyet aslında güzel; ama uygulama böyle mi işliyor? Eldeki tek imkan iflas veya konkordato olarak kaldığında insanlar konkordatoyu keşfedip uygulamaya başladı. Baktığınızda konkordato kararlarının uygun inceleme yapılmadan doğrudan uygulamaya konduğunu ve mahkemenin konkordato sürecinde alacaklıların haklarını hukuka aykırı bir şekilde kısıtladığını da görüyoruz.
  • Konkordato şu anda borç ertelemesi olarak uygulanıyor. Böyle yaparak bankalar alacaklarını zaten alamaz durumdayken bankanın geri para musluğunu kapatmış oluyoruz. Bu bir girdi ve çıktı meselesi… Bankaya birinin girdiyi sağlaması lazım.
  • Aslında komiserin bu işlerde yetkin biri olması lazım. Ama bu kadar çok taleple karşılaşınca sokaktan geçen bir muhasebeciyle yeni mezun olmuş bir avukat birlikte komiser olarak atanıyor… Bu kişilere çok ciddi paralar bağlanıyor.
  • Yönetim kurulu üyesinin, şirket yöneticisinin cezai sorumluluğu çok ciddi. Şirketin kötü veya kanunlara aykırı yönetilmesinin, şirket çalışanları veya alacaklıları bundan zarara uğramasının güveni kötüye kullanma suçundan ciddi hapis yaptırımları, cezai karşılıkları var. Böyle bir durumda iyi bir yöneticinin sürekli ara bilançolarla ne durumda olduğunu test etmesi lazım. Bunlar konkordato gibi süreçler gerektiriyorsa bu konularda adım atması lazım.

İkinci oturumumuzda ise “Türkiye Girişimcilik & Yatırım Ekosisteminde Neler Oluyor?” başlıklı sohbetimizde Esin Avukatlık Ortaklığı Ortak Avukatı Eren Kurşun, Commencis CEO’su Fırat İşbecer ve ÜNLÜ & Co Yönetici Direktörü Mehmet Sezgin bizlerleydi.

Bu keyifli ve öğretici sohbetten kimi paylaşınlar ise şu şekilde:

Eren Kurşun:

  • Kimse 2019’un süper bir sene olmasını beklemiyor. Baktığınız zaman hafif bir karamsarlığa kapılıyorsunuz. Ama bu sene olan büyük işlemlere baktığınızda büyük oyuncuların yatırım yaptığını görüyoruz. Verilen paraların da yüksek miktarlar olduğunu görüyoruz, düşük veya ölü fiyata giden şirketler görmüyoruz. Bu işlemlere bakınca alıcı profili çok iyi, fiyatlar çok iyi görünüyor.
  • Aldığınız bir arabayı 20 yıl kullanacaksanız 5 bin lira pahalıya alıp almadığınıza bakmazsınız, ama arabayı alıp 3 ay sonra satayım diye bakarsanız böyle bir piyasada bu riske girmek istemezsiniz. Bu yapılan yatırımlar için de geçerli.
  • Finansal yatırımcı var, bir de stratejik yatırımcı var. Stratejik yatırımcılar alayım, 10-20 sene tutayım diye düşünüyor. Bir de alayım da satayım diye yatırım yapanlar var, bunlar finansal yatırımcılar… Bu firmaların en büyükleri o kadar büyük fonlar yönetiyor ki…Bu adamlar normalde buralara gelmek, 2-3 milyar doların altında yatırımlar için enerji harcamak istemiyor. Ama bu firmalar buradaydı. Yakın zamana kadar Türkiye’yle ilgileniyordu, ama son 2-3 yıldır Türkiye’den olduğunuzu söylemek kafalarını çevirmelerine sebep oluyor. Bunlar yine olur, ama şu an için bu şirketler kaçtı.
  • Girişimciler gerçekten tutkulu insanlar. Zaten tutkulu olmayan insan bir işi sıfırdan alıp da milyon dolarlara getiremiyor. Benim girişimcilerin hepsinde gördüğüm ortak nokta gerçekten büyük resme odaklanmaları… Doğru resme odaklanmak kadar doğru bir şey yok.

Fırat İşbecer:

  • Türkiye olarak katma değeri nasıl çıkartabiliriz diye düşünüyorum… Bunların başında insan geliyor. Kendini Türkiye’ye ait hisseden insanların Türkiye gibi ufak bir pazardan çıkıp o trilyon dolarlık pazarlarda oyuncu haline gelmesi lazım. Bunu nasıl yapacağız? Eğitimle yapmalıyız diye düşünüyorum ama o tren de kaçtı. Bari gitsinler yurtdışında eğitim alsınlar, kendilerini geliştirsinler, şirket kursunlar diye düşünüyoruz. Şimdi böyle bir trend var. En büyük başarı hikayeleri yurtdışından Türkiye’ye taşınıp iş kurmuş insanlar yaptı.
  • Beyin göçü geri geldiğinde kötü bir şey değil. Türkiye’de yatırım iklimini kurarsak yatırımlar buraya da akar. Yurtdışına olan akımdan korkmamamız lazım diye düşünüyorum. Gidenler geri dönüp sermayeyi buraya akıtabilirler.
  • Kurun bu durumu çalışan eğitimli beyaz yakayı yurtdışında fırsatları aramaya itiyor. Kurun rekabetçi olması çok iyi ama biraz da dengeli olması lazım. Şu anda en büyük problem kurun dengesizliği…
  • Girişimci olmak için doğmuş tipler var ama sizin de o fırsatı gördüğünüz anda canavar birer girişimciye dönüşme ihtimaliniz var… Aslında çoğu zaman fırsatlar sizi buluyor. Doğru hareketleri yapmak lazım ama şansın da yaver gitmesi lazım. Şansın gelmesi için sizin orada olmanız lazım. Picasso’nun bir lafı var: ilham gelir, ama ilham geldiği anda tuvalin karşısında olmanız lazım.
  • Yetişmiş işgücü artık akıllı işgücü ve dünyada sınırlar kalkıyor yetişmiş insanlar için. Büyük ülkeler yetenekleri kaçırmak istemiyor… Örneğin Amerika özel vizeler çıkardı son zamanlarda.
  • Yapay zeka, makine öğrenimi çok önemli ama bu iş biraz veriyle ilgili. Yapay zekanın da aslında kökünde veri var. Veri tarafından şekillendirilecek bir topluma doğru ilerliyoruz. Bu madeni en iyi şekilde çıkaran, işleyen ve bu işlediği madenden anlamlı katma değer çıkaran firmalar inanılmaz paralar kazanacak.

Mehmet Sezgin:

  • Sürekli büyümenin olduğu uzun bir dönemden geçtik. 2007’de olan duraklamanın dışında hep iyileşen, tahmin edilmesi çok zor olan iyi bir dönemin içinden geçtik. Bu geçtiğimiz dönem tüm dünyada olağandışı bir dönemdi ve biraz normalleşiyormuş gibi görünüyor. Ekonomiye bakıldığında hep inişli çıkışlı (up and down) dönemler vardır, dolayısıyla olağandışı bir şey yok; önemli olan tedbirli olmak ve riskleri iyi yönetmek. Ben bunları hayatın bir parçası ve geçecek bir dönem olarak görüyorum.
  • Türkiye’ye yapılan şu anki yatırımların verimi ne tür bir yatırımcı olduğunuz ve nasıl bir perspektifle yatırım yaptığınızla alakalı. Büyük yatırımcılar için bir fırsat mevsimi olabilir. Perspektif kısa vadeli yatırımsa, ben uzak durmayı tavsiye ederim ama uzun vadeli düşünülüyorsa Türkiye bir fırsat haline gelebilir yatırımcılar için.
  • Ben girişimciliğin bir tür anomali olduğunu düşünüyorum. Ama çok değerli bir şey. Yani çok nadir bir ırk anlamında söylüyorum. Çünkü insanlar normalde rasyonel bir karar verme süreci sonucunda girişimci olmaz. Çünkü başarı şansı düşük… Dünyayı daha iyi yapacak olan ırk da bu ekip. Burada bence en önemli koşul ekibini iyi seçmek. Çünkü uzun vadede bir perspektifle bir iş yaparken yakınında da ekibin arkanı toplayacak… Hukukla, finansla ilgilenecek bir ekip gerek diye düşünüyorum.
  • Eğer bir araba fabrikasında vida sıkıyorsanız endüstri 4.0 sizi endişelendirmeli. Çünkü bu durumda hem ülke olarak bir avantajımız yok hem de kişisel olarak bir kariyeriniz yok demektir. Dolayısıyla burada hangi yöne gideceğimize dair bir seçim yapmalıyız. Bu ancak entelektüel kabiliyetlerimizi, kapasitemizi artırarak ve bu şekilde bir yetenek havuzu oluşturarak, aynı zamanda da ülkeyi de böyle insanlara cazip hale getirerek bu işten çıkabiliriz… Bence Türkiye’nin bu konuda bir tercih yapması lazım.

Değerli paylaşımları için konuşmacılarımıza, tüm katılımcılarımıza, elmas sponsorumuz Türkiye İş Bankası‘na; platin sponsorlarımız Esin Avukatlık OrtaklığıOracle ve VMware‘e; altın sponsorumuz Labrys‘e ve medya sponsorumuz Bloomberg Businessweek‘e teşekkürlerimizi sunarız. 6 Kasım Salı akşamı görüşmek üzere.

Etiketler