Dijital Dünyanın Emekçileri

Hepinize merhaba, bugün 1 Mayıs. Emeği ile üreten herkesin 1 Mayıs’ını kutlarım. Amacım uzun ve derin analizlere girip yazının kapsamını genişletmek değil. Hızlı ve net bir şekilde uzun zamandır ifade etmek isteğim kimi noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum. Hatta düşüncelerimi net ifade edebilmek adına kısa maddeler halinde yazacağım. Umarım bu yazı farklı sektörlerde çalışan işverenlere, patronlara ve yöneticilere ulaşır.

  • Öncelikle hızlıca “emek” kelimesinin anlamını tekrar hatırlayalım. “Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü, zahmet.”
  • Bildiğiniz gibi teknolojinin gelişimi hayatın her alanını etkilediği gibi çalışma hayatını da derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. İnternet ve akıllı cihazlarla birlikte mekan, zaman sınırı ortadan kayboldu. Gelişen sosyal medya platformları şirketlerin (ve bireylerin) kendilerine yeni iletişim alanları açmasını sağladı.  

Peki Türkiye’de farklı ölçekteki şirketler ve yöneticiler bu değişime sağlıklı bir şekilde (çalışanlar açısından) ne kadar adapte oldu?  Neyi mi kastediyorum?

  • Madem çalışanların önemli bir kısmı akıllı telefonları, bilgisayarları ile ofiste olmadan da iş yapabiliyor, kaç şirketimiz onların bu özgürlüklerini destekliyor?
  • Kaç şirkette akşamın bir saatinde “teknolojinin rahatlığı” ile iş talep edilen çalışandan sabah ofise geç geldiğinde hesap sorulmuyor veya ona yan gözle bakılmıyor?
  • Şirket içi kurulan WhatsApp Grupları için çalışanlarınıza bir anket yapsanız (anonim/anonymous) acaba yorumları ne olur?

  • Gece-gündüz, tatil günü bilmeden bu gruplara attığınız mesajlara daha alt kademede çalışan emekçilerin fazla sesini çıkarma şansı var mı? “Herkes bir yorumda bulunuyor. Ben de bir şey yazmazsam ayıp olur.” diye düşünen kaç çalışanınız var acaba? Hiç düşündünüz mü?
  • Sosyal medyada kaç şirket çalışanlarından, çalışanların kişisel sosyal medya hesaplarından şirketin ve/veya üst düzey yöneticilerin paylaşımlarını beğenmesini ve paylaşmasını istiyor? Geçen aylarda eğitim sektöründe bir patronun hiçbir derinliği olmayan Twitter paylaşımını onlarca kişinin beğendiğini, retweet ettiğini görmüştüm. (Normalde kendisini takip etmiyorum.) Bu kişiler emin olun okul zincirinin öğretmenlerinden, yani emekçilerden başkaları değildi. Eğitim sektöründe uzun yıllar çalışan bir arkadaşımdan üst yönetimin bu konuda toplu duyurular geçtiğini dinlemiştim. Emin olun dinlerken onlar adına ben utanmıştım.
  • Çalışanların eğer sosyal medyada kendi isimleri ile hesapları varsa tabii ki paylaştıklarına dikkat etmeleri gerekiyor. Bu konuda birçok kurumsal şirketin sosyal medya kılavuzlarının olduğunu biliyorum. Doğru olan da bu… Benim dediğim başka bir şey. Bu platformlar çalışanların kendi kişisel alanlarıdır. İsterlerse çalıştıkları şirketin veya yöneticilerinin paylaşımlarını beğenebilirler, paylaşabilirler ama kesinlikle bu konuda zorlanmamaları gerekir. Sizin onlara kuracağınız bir cümle bile bu şekilde anlaşılabilir. Bir tür baskı gibi düşünülebilir. Bu konuda empati yapmak gerekiyor.

Şimdilik bu yazıyı burada bitirmek istiyorum. Bu yazının devamında, yani ikinci yazıda “müşteri-ajans/partner ilişkilerine” değinmek istiyorum. Üçüncü yazıda ise “uzaktan çalışma, cep ofis (İstanbul trafiğine olumlu katkısı olacağını düşündüğüm bir öneri)” konusuna odaklanmayı planlıyorum.

Herkese güzel bir gün dilerim.

PS: Belirttiğim konu çerçevesinde yorumlarınız, yaşadığınız kimi olaylar varsa bana bilgi@digitaltalks.org adresi üzerinden iletebilirsiniz. İsminizi ve çalıştığınız şirketi belirtmeden kısa yorumlarınızı paylaşarak, bu yazıyı güncelleyebilirim.

Etiketler