
10 Mayıs 2016 gecesi, İngiltere enerji sektörü adeta bir dönüm noktasına ulaştı. 100 yılı aşkın bir süredir ilk defa, İngiltere’nin su ısıtıcılarına, bilgisayarlarına ve televizyonlarına güç sağlayan, ülke çapında kullanılan kömür miktarı, sıfıra indi. O da yetmedi, dört saat boyunca da sıfır seviyesinde kaldı.
Bu olaydan iki gün sonra kömür kullanımı yine sıfıra düştü ve bu sefer beş saat boyunca öyle kaldı. Ulusal enerji şebekesine nükleer, rüzgar, hidro ve solar enerji, kömür yerine güç sağladı. Tarihler 13 Mayıs’ı gösterdiğinde ibre dört kez sıfırı göstermiş ve kömür kullanımı toplamda 25 saat sıfırda kalmıştı.
Bu tarihi dönüm noktası, hükümetin kömür enerjisini 2025 yılına kadar tamamen aşamalı olarak bitirme planı öncesinde tesadüfen meydana geldi.
Enerji Bakanlığı temsilcilerinden biri, Independent’a verdiği röportaj sırasında, “Daha temiz bir enerji geleceği için oluşturduğumuz planlar ışığında, kömür kullanımını 2025 yılına kadar bitirme amacı ile ilerleyen, öncü ülkelerden biriyiz.” dedi. “Bu sürece en kısa sürede başlayacağız.”
Her ne kadar İngiltere’nin bu hareketi, çevreciler tarafından takdir görmüş olsa da, geçtiğimiz hafta meydana gelen bu sıfır kömür olayı tamamen tesadüfen gerçekleşti. Bazı kömür santralleri zaten bir süredir bakımsız kalmıştı, bu nedenle ulusal şebeke, kömürü başka enerji kaynaklarıyla ikame etti. “Biz tarafsız bir nesiliz ve bir neslin, başka bir nesilden daha iyi ya da daha kötü yaşayacak olmasına göz yumamayız. Dolayısıyla bu olay, bizim tarafımızdan planlamış bir olay değildir. Yalnızca bir tesadüf.”
Tarihsel açıdan bakacak olursak İngiltere, kömür bazlı endüstri devriminin doğduğu yer olarak karşımıza çıkıyor. Dünyanın ilk halka açık, merkezi kömür bazlı güç istasyonunu kuran ülkedir kendisi. 1882’den bu yılın Mayıs ayına kadar kömür, ülkenin birincil enerji kaynağıydı. Şimdilerde ise kömür enerjisini tamamen bitirmeyi planlayan ülkeler arasında olacak gibi görünüyor.
İngiltere, 2015 yılında yenilebilir enerji endüstrisi sayesinde kömürden daha fazla elektrik elde etti. Her iki kaynak da elektrik talebinin yüzde 25’ini karşıladı, bu da kömür için aslında büyük bir gerileme işaretiydi. (2012 yılına kadar kömür, ülke çapındaki elektriğin yüzde 40’ını karşılamaktaydı.)
Kömür santralleri, yalnızca elektriği belirli bir kar marjı ile satabildikleri takdirde ayakta kalabiliyor. Son iki hafta içerisinde kömür kullanımında meydana gelen bu boşluklar, kömür santrellerinin çok düşük ya da negatif marjlar elde etmesinden kaynaklandı. Rüzgar tarlaları ve solar paneller de, inşa edildikten sonra neredeyse sıfır maliyetle elektrik üretmekte. Saymış olduğumuz tüm enerji kaynakları, kömürden çok daha az karbon vergisi ödemekte. Yani baktığınız zaman tüm koşullar, kömür santrallerinin aleyhine işlemekte. Başka bir deyişle kömür santrallerini açık tutmanın hiçbir sebebi kalmadı gibi görünüyor.
Yenilenebilir elektrik tedarikçisi Good Energy’nin CEO’su Juliet Davenport, “Avrupa ülkeleri, daha fazla yenilenebilir enerji kaynağına başvurmaya başladıkça, artık pahalı geleceği için kömür, giderek kullanışsız hale gelecek.” diyor.
Örneğin Polonya, enerjisi kömüre dayalı Avrupa ülkelerinden bir tanesi. Polonya’nın enerjsinin yüzde 80’ini kömür karşılıyor. Yine kömüre dayalı olan Almanya ise, geçtiğimiz yıl enerjisinin yüzde 42’sini kömür üzerinden sağlamıştı. Diğer bir tarafta Fransa, 70’li ve 80’li yıllarda nükleer güç istasyonlarına yaptığı öngörülü yatırımlar sayesinde şimdilerde çok az kömür kullanmakta. İsveç ise hidro kaynaklar sayesinde enerjisinin yalnızca yüzde 1’ini kömür üzerinden sağlamakta.
İngiltere bu bağlamda Hollanda, New York, Quebec ve Oregon da dahil olmak üzere kömür kullanımını tamamen bitirmeyi amaçlayan bölgelerden bir tanesi. Kim belir, belki bu öncü hareket, kömür kullanımını azaltarak yok etmeyi planlayan diğer ülkelere örnek oluşturur.