Nesnelerin Interneti, Verinin Sahipliğini ve Kontrolünü Karmaşıklaştıracak

Önümüzdeki dönemde bir verinin sahibinin kim olduğu konusu karmaşıklaşmaya başlayacak.

Tüketici dünyasında konu zaten karmakarışık. Yaşlı kimseler, akıllı telefonlarının konum bilgisi başta gelmek üzere bazı bilgileri mobil operatöre ve/veya cihaz üreticisine gönderdiğinden haberdar olmayabiliyorlar. Gençlerin çoğu ise bu durumu biliyor ancak umursamıyor. Bu dünyada sır diye bir şeyin olmadığını kavramışlar. Verinin paylaşımından bir şekilde fayda sağlıyorlarsa onlar için sorun yok.

Nesnelerin Interneti ile, milyarlarca sensör ve benzeri başka cihaz devreye girecek. İnsanların konumu ve sağlık bilgisi gibi bilgilerin yanı sıra, kullandıkları otomobillerin, bindikleri tren ve otobüslerin, evde kullandıkları beyaz eşyaların durum bilgileri de işin içine girecek. Konu daha da önem kazanacak.

İşletme sahipleri ve üst düzey yöneticileri, şirketlerinin neyin verisini paylaştıkları ve kiminle paylaştıkları konusunda dikkatli olmalılar. Hatta kendilerine teknolojiyi sağlayan şirketlerin, bu bilgiler için sahiplik hakkı iddia edip etmeyeceğini de hesaba katmalılar.

Bu konu önemli çünkü günden güne şirketler, faaliyetlerini yürütmek için üçüncü parti hizmetlere daha da bağımlı hale gelecekler. Bu hizmetleri sahadaki makinelerin performansını takip etmek ve bakımını yapmak, stok durumunu takip etmek, yazılım upgrade’lerini yapmak gibi işlerde kullanacaklar.

IoT, Amazon Web Services’ten tutun da Xerox’a kadar pek çok teknoloji üreticisi için büyük iş fırsatı içeriyor. Örneğin Microsoft geçen hafta, bulut platformu Azure’nin IoT cihazları için bir merkez platform olmasını sağlamak üzere bazı eksik noktaların tamamlandığını duyurdu.

Ancak teknolojinin ilerlemesi, bazı gizli tehlikeler de barındırıyor.

IoT senaryosunda, milyarlarca cihaz veri toplayacak ve bu veriyi depolamak ve işlemek için bulutta bir yere gönderecek. Bu veri, veriyi üreten şirket için değer taşıdığı kadar, bu bilgiyi işleme hizmeti verecek teknoloji şirketleri için de değerli olacak.  Öte yandan tanımı içinde, farklı yerlerden alınan verilerin birleştirilmesi, analiz edilmesi, bölünmesi gibi aktiviteler barındıran büyük veri devreye girecek. İşte bu işlemlerden geçen verinin kökeni ve sahipliği daha da belirsiz olacak.

Araştırma şirketi olan IDC’nin analitik ve bilgi yönetimi biriminin üst düzey yöneticisi olan Dan Vesset: “Verinin sahipliğini belirleyen değer zinciri bugünkü hali ile bile karmaşık sayılabilir. Buna, farklı kaynaklardan gelecek veriyi de kattığınız zaman, durum daha da karmaşık hale gelecektir.” diyor.

Taşımacılığı ele alalım mesela: bu alandaki veri, taşıtların sahibi özel şirketlerden, şehir yönetimlerinden veya bölgesel faaliyet gösteren taşımacılık şirketlerinden gelebilir. Trafik ışıklarından, hava tahmin hizmetlerinden, etkinlik yapılan alanlardan gelen veriler de bulunabilir. Hatta yoldaki asfalt yüzeyin ve yoldaki ışıkların bile ürettiği veri bulunabilir. Bu kadar büyük sayıdaki veri kaynağının her biri, veri yumağı içinde kendi payına düşen kısmın sahibi olduğunu iddia edebilir.

IoT alanında faaliyet göstermek üzere kurulan startup’lar da mevcut. Bunlardan biri Stae adlı New York’ta kurulan şirket. Stae, veriyi fayda sağlayacak şekilde kullanmaları için hükümet birimlerine teknolojiyi sağlamaya çalışıyor. Şirketin kurucu ortağı ve yöneticisi John Edgar şöyle diyor: “Bir şehir yönetimi, otobüs ve trenlerin zamanında varma performansını, yönlenmesini ve bakımlarının yapılmasını sağlamak için bir teknoloji sağlayıcıdan ücreti karşılığında hizmet alabilir. Sonrasında bir nedenle ihtiyaç duyduğunda, kendi verisini kendi sunucularına indirmek için ayrı bir ücret ödemek durumunda kalabilir.”… Bu açıdan; şehirlerin bilgi teknolojisi görevlileri, yukarıda belirtilen durumda kalmamak için, aldıkları hizmetlere ilişkin sözleşmeleri dikkatli okumalılar.

Önümüzdeki günlerde bu konu daha çok tartışılacak gibi.

Etiketler