Apple’da Edindiğim 3 Berbat Alışkanlık

Apple’ın 2000’lerdeki rönesansının inşasında büyük katkım oldu. Etrafımdaki inanılmaz insanların katkılarıyla birlikte amansız odağın ve tüketici trendlerini dünyaya yayabilecek bir markanın gücünün ne demek olduğunu öğrendim. Kariyerimi başlatmak için inanılmaz bir noktaydı. Ancak aynı zamanda bir startup kurucusu için berbat bir eğitimdi.

Apple’ın aykırı yaklaşımının çılgın başarısında büyük rol oynadığı aşikar. O nedenle de pek çok startupın bu yaklaşımı benimsemesi de ilk başta oldukça mantıklı geliyor. Ancak startuplar bunu yaptıkları zaman kaçınılmaz bir şekilde kültür ile ilgili genelgeçer bilgeliğin, neden genelgeçer ve bilge olduğunu anlıyorlar: Bu yaklaşım işe yarıyor.

Aslına bakarsanız şirket kültürü, Apple’ın dışında öylesine yanlış anlaşılıyor ki… Orada geçirdiğim 7 yıl sonrasında bile, deneyene kadar bu kültürü taklit etmenin ne kadar zor olacağını anlayamamıştım. zira bu konuda başarısız da olmuştum. Bir startupın kurucusu ve CEO’su olarak bu üç kötü alışkanlıktan vazgeçmem yıllarımı aldı.

Gizliliğe abanmak

Apple’daki ilk iş günümden itibaren, gizliliğin ne kadar önemli olduğu çalışanlara aşılanmaya başlanmıştı. Tabii ki dış gizlilik basit ve katıydı: Dışarıdan kimse ile konuşma. Ancak Apple aynı zamanda çalışanların belli başlı projeler üzerinde kendileri aralarında konuşmalarını da yasaklıyordu.

Gizlilik politikası çoğu zaman gizli toplantılar ve çalışanların imzalamaları gereken gizlilik anlaşmalarından ibaretti. Bazen ise toplantılara yasal olarak şüpheli, ancak psikolojik olarak çok etkili olan gizlilik anlaşmaları imzalamak için çağrılıyordum. Odadaki herkes, projenin detaylarını iş arkadaşlarıyla konuşmama konusunda uyarılıyordu; bazı durumlarda buna yöneticiler de dahil ediliyordu.

Tabii ki bu da açık işbirliğine ket vuruyordu. Bu nedenle ben, kendi firmamı kurduğumda açıkça bilgiyi paylaşmaktan korkar hale gelmiştim. Medyaya açıklama yapmaktan korkuyordum. Hatta ben bile ilk çalışanlarıma gizlilik anlaşmaları imzalatmıştım. Ancak kısa bir süre sonra anladım ki bilgi akışını engellemenin bedeli ağır oldu. Çoğu zaman startuplarda şeffaflığın çok önemli olduğu söylenir ve bu kesinlikle çok doğru. O olmadan iş birliği içerisinde sorun çözümüne gidemiyor ve akıllı insanların hızlı ve kritik kararlar almasına engel olmuş oluyorsunuz.

Kısıtlı bilgi

Muazzam ürün tasarımı ve geliştirme metotları sayesinde, Apple’ın tüketici trendlerini tahmin etmeye ve hızlandırmaya yönelik mükemmel bir kabiliyeti var. Steve Jobs, tüketicilerin ihtiyaçlarını, daha kendileri farkına varmadan belirleyebilme özelliği ile tanınırdı.

Tabii ki Apple, kullanıcıları dinlerdi, ancak pazarlama departmanında bulunduğum süre boyunca şirket, odak gruplarına ve beta testlerine pek sıcak yaklaşmazdı. İşe yeni başlayan hevesli elemanlar mesaj testleri için odak grupları kurmayı önerirdi. Eskilerin buna cevabı ise net ve olumsuz olurdu: Apple odak grubu çalışmaları yapmaz. Gerçekten de öyle, yapmazdık.

Kendi şirketimi başlattıktan kısa bir süre sonra kısıtlı inovasyonun gelişimimize rehberlik etmeye yetecek kadar veri sağlamadığını keşfettim. Erken kullanıcılara, beta testlere ve kendi ürünlerimizi anlayabileceğimiz analizlere ihtiyacımız vardı. Bununla birlikte Apple’ın aksine tüketicinin teknolojik ihtiyaçlarını da tek başımıza tahmin edemiyorduk. Bu nedenle de dış dünyayı bize yardımcı olması için davet etmemiz gerekti. Şimdilerde inanıyorum ki startuplar, başarılı olabilmek için açık ve şeffaf olmak zorundalar.

Yukarıdan aşağı yönetim

Ben Apple’dayken görevler, dikkatlice planlanıyor ve belli bir amacı olan takımlara delege ediliyordu. Kompleks sistemler, tanımlanmış bitiş noktaları olan iş akışlarına bölünmüştü. Bu sistem her ne kadar verimli olsa da çoğu zaman acımasızdı. Bir birey olarak işinizi odaklanmış ve mükemmel bir şekilde yapmanız gerektiği kanısına varıyordunuz. Bu da kişisel çıkarlarınıza çok az pay bırakıyordu.

Bakış açınıza bağlı olarak bu tabii ki çok da kötü bir şey değil: Çalışanların net hedefleri ve başarıya giden anlaşılır yolları var. Ancak bu aynı zamanda oldukça monoton bir hal de alabilecek bir durum. Samimi ve keşfe açık yaratıcılık, yalnızca üst yönetimden belli başlı gruplardan geliyordu.

Startuplar için ise başarı çoğu zaman bundan daha rastgele bir şekilde gerçekleşiyor. Tesadüfler bize normalde göremeyeceğimiz pazar fırsatları ile karşılaşma imkanı sunuyor. Startup çalışanlarının meraklılığı da bu süreçte çok önemli bir nokta. Her ne kadar net yönlendirmenin çok önemli olduğunu anlamış olsam da, tahmin edilemez eylemlerin de bir startup içerisinde çok kritik rol oynadığını göz ardı edemem.

Startuplar açık iletişimden faydalanır. Aslına bakarsanız bu, ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ anlayışı ile benzer bir bakış açısı. Akıllı insanlar arasındaki herhangi bir işbirliği de aynı şekilde ortaya yeni ve yaratıcı fırsatlar çıkartır. Müşteriler ile erken etkileşim de en az diğerleri kadar kritik bir faktördür.

Apple’da öğrenmediğim bir şey varsa, o da genelgeçer bilgeliğin en iyi başlangıç noktası olduğudur. Bunu içselleştirip oturmak yetmez – buradan yola çıkarak açık ve şeffaf bir şekilde yürümeniz ve gelişerek yol kat etmeniz gerekir.

Bu yazı, 7 sene boyunca Apple’ın pazarlama departmanında çalışan ve şu anda Inkling isimli bir startupın kurucusu ve CEO’su olan Matt MacInnis tarafından kaleme alınmış, Digital Talks ekibi tarafından çevrilmiştir.

Etiketler