14 Mayıs Salı Akşamı DigitalTalks İlkbahar19’da Neler Konuşuldu?

14 Mayıs Salı akşamı DigitalTalks İlkbahar19‘un kapanışını gerçekleştirdik.

Öncelikle bu serimizde davetimizi kabul eden tüm konuşmacılarımıza, elmas sponsorlarımız Oracle Cloud ve Türkiye İş Bankası‘na, platin sponsorlarımız Esin Avukatlık OrtaklığıKPMG ve Unilever‘e, medya sponsorumuz Bloomberg Businessweek‘e teşekkürlerimizi sunarız.

14 Mayıs akşamı iki oturumda iki değerli konuşmacıyı ağırladık. İki oturumun moderasyonunu da DigitalTalks’un kurucusu Ozan Tatar gerçekleştirdi.

“Bigtech’ler – İş Kolları ile Teknolojinin İç İçe Geçmesi” başlıklı ilk oturumumuzda Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Sezen bizlerleydi. Bu oturumdan kimi paylaşımları sizlere aktarmak istiyoruz:

– Bu dönemdeki dijitalleşmenin arkasındaki esas itici gücün müşteri olduğunu söyleyebilirim. Onun arkasından teknoloji geliyor. Müşterinin tetiklediği dijitalleşme çalışmalarına ortam ne olursa olsun sizin dur demeniz mümkün değil. Bunun önünde durmaya çalışırsanız kaybedersiniz.

– Geçen sene uçtan uca baktığımızda %2.6 bir büyümemiz söz konusuydu, son çeyrekte de -3 küçülmemiz vardı. Sene başında %1’lik bir büyüme tahminimiz vardı. Bu dönemki sonuçlar Mayıs sonunda açıklanacak, beklenti yine küçülme yönünde. Bu küçülmenin kaynak tarafında birtakım sonuçları var. Bugün kaynağa erişim eskisi kadar kolay değil. Bunun da sonuçlarını faiz oranlarında görüyoruz.

– Bizim yöneticiler olarak kurumları geleceğe hazırlama yönünde bir sorumluluğumuz var. İlerideki nesiller bizi şu şekilde yargılayacak: eğer ben bir trendi ıskaladıysam, bunu görecekler. Yani bir tarafta günlük bankacılık işlemleri varken diğer bir tarafta da geleceğe yönelik çalışmalar var. Bugünkü çalışmalardan iyi sonuç elde edemezseniz geleceğe yönelik kaynak aktarabilir misiniz? Hayır. Bunların arasındaki oranı dengelemek gerekiyor. Bu denge nereye doğru kayarsa sizin çalışmalarınızın hızını etkiler.

– Geçen seneki dijitalleşme haberlerinin oranıyla bu seneki haberlerin oranına baktığınızda bir azalma görüyoruz. Bunun sebebi de ekonomi. Bugün bütün kurumlar daha çok ekonomiyle ilgileniyor. Umarım ilerleyen zamanlarda bu dijitalleşmeye doğru kayabilir.

– Türkiye’de son üç yıldır mobil bankacılığın baskın bir payı var. Bu sene dijitalleşme alanında en çok neye odaklanıyorsunuz diye sorduğunuzda tek bir şey var: yapay zeka. Çalışmalarımızın ağırlığını yapay zeka oluşturuyor. Başka birçok şey var ama ana odağımız bu.

– Bigtech’lere ilişkin iki grup olduğundan bahsetmiştim. Bir Amerika versiyonu var bir de Çin versiyonu var. Çin’dekiler de Amerika’dakilere benzer aynı faaliyet konularında yer alıyor. Neden böyle bir tartışma var diye baktığımızda şöyle bir tablo çıkıyor: GAFA (Google, Apple, Facebook ve Amazon) diye adlandırıyoruz. GAFA kavramını daha çok Avrupalılar kullanıyor. GAFA kavram anlamıyla olumsuzluğu ifade ediyor. Avrupa’da GAFA kullanıldığında bu şirketlerin vergi kaçırdığını, birtakım yasaları ihlal ettiklerini ifade ediyor. Böyle bir algı var. Bizlerin hayatına baktığımızda, geçen hafta Facebook KVKK’dan bir ceza yedi… Tartışmanın odağına baktığımızda ise rekabeti engelledikleri, pazarda bir hakimiyet oluşturulduğunu düşünüyorlar. İki konu başlığı var: 1) Bu şirketlerin yaptığı gizlilik ihlalleri 2) Rekabeti engelleme.

– Bölünmeli, bölünmemeli tartışmasına girmek doğru değil. Hepsinin birlikte olması bütün olarak entegre çalışması inovasyon açısından bence daha yararlıdır. Bu şirketler her şeyi bir anda görüyorlar, yeni yeni ürünler çıkarıyorlar, dünyayı peşinden sürüklüyorlar. Ama şöyle bir gerçek var ki bu dört şirketin geliri dünyada kaç ülkenin gelirinden daha fazla. Bu nereye kadar? Dünyayı mı alacaksınız? Bu dört şirketin geliri nereye gidiyor? Böyle de ihlaller olduğunda, şimşekleri üzerlerine çekiyorlar. Bunları tartışmaya devam edeceğiz ve sonuçları olması çok muhtemel.

– Bigtech, fintech dediniz. Bunların yanına bir tane daha oyuncu koymamız lazım: Neobank, challengerbank ya da sanal banka olarak adlandırabileceğimiz bir grup daha var. Bu üç grup yerleşik bankacılık karşısında yeni oyuncular olarak hayatımıza girmiş durumda. Hepsinin ortak özelliğine baktığımızda şunu görüyoruz: müşteri beklentileri doğrultusunda birtakım ürün, hizmet yöntemleri değişiyor ve teknoloji bunu destekliyor.

– Bankacılığa ilişkin Amerika’daki uygulamaları incelediğimizde şunu görüyorum: Biz daha ilerdeyiz… Türkiye’deki dijital bankacılık Amerika’ya ve Avrupa’ya göre çok daha gelişmiş durumda. Ama biz de Fintech’lere Neobank’lara karşı pozisyonumuzu almak durumundayız ve alıyoruz.

– Batı Avrupa’dan Doğu’dan bize gelecek olursam; bunların rüzgarı buraya gelecek… Bizde de bu kadar dijitalleşmenin sonunda iş buraya doğru gidiyor. İşlemlerimizin %90’ı dijitalde. Mobil bankacılık müşterilerinin sayıları her bankada artıyor. Hayat bu tarafa kayıyor.

– Maxis’in birinci fonun kaynağını İş Bankası taahhüt etti. Onun da rakamı 100 milyondu. Yatırım çerçevesine baktığımızda birinci fon içinde yurt dışı yok. Ama bu bittikten sonra ikinci, üçüncü olmayacak diye bir kısıtımız yok… Maxis ilk yatırımını da dün Kolay İK’ya yaptı.

– Silikon Vadisi ve Şanghay’daki inovasyon merkezlerindeki arkadaşlarımız çift taraflı çalışıyor. Yani oradan bize birtakım hizmetler önerirken bizim elimizdeki ürün, hizmetlerin de ilgili ülkelere tanıtımını yapıyor. Bu yalnızca bankacılık ürünleriyle ilgili değil. Mesela limanlara yönelik birtakım programlarımız var. Biz bu arkadaşlarımıza çok kalın çizgilerle görevlendirmeler yapmadık. Biz bugün itibarıyla Amerika’dan da Çin’den de her türlü gelişmelerden haberdar olabiliyoruz. Ama bir de algıda seçicilik var. Çok haber var çok firma var; hangisini seçeceğiz? İki taraftan da besleniyoruz.

– Günümüz ihtiyaçlarından yola çıkarak bizim gördüğümüz şu anda teknolojiyle işin birbirine yaklaştığı. Hatta hangisi öne geçecek dersek şöyle diyebilirim: Bizim bir ya da iki ay önce bir sınav ilanımız oldu. Buradaki pozisyon ismi şuydu: veri mühendisliği, veri çevirmeni, veri analisti. Bunun altında kimler başvurabilir dendiğinde yine daha çok teknik bölümlerden mezun arkadaşların olduğu açıklanmıştı. Yani teknolojiyle iş bir araya geliyor ama teknoloji tarafı ağır basıyor. Önümüzdeki dönemde teknoloji ağırlıklı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Şu anda benim icra kurulu üyelerinden genel müdür yardımcıları arkasında en fazla mesai harcadığım kişi teknolojiden sorumlu Hakan Bey. Yatırım kararları olsun, hangi işleri yapacağımız olsun onunla birlikte çalışıyoruz…

– Kültür konusunda, eğer biz kendi kültürümüz açısından düşündüklerimizi hayata geçirebiliyorsak, yönetme yeteneğimiz vardır diyoruz. Bu da bir kültürün sonucu. Biz şu anda 25 bine yakın çalışanı olan bir işletmedeyiz. Bu tür organizasyonlarda her zaman daha iyi olmasını istediğiniz alanlar olur. Buna yönelik olarak da siz bu alanda neler yapıyorsunuz dersen hemen bir örnek vereyim: dijitalleşmenin organizasyonel karşılığı ne? Kendi içimizde çevik çalışma modeli olarak adlandırdık.

– Çevik çalışma modeli gündemde olan bir konu. Dijitalleşmede dışarıya yönelik olarak müşterilerin nasıl daha kolay ürüne, hizmete erişeceğini, mobil bankacılığı, müşteri deneyimini konuşuyoruz; bunun bir de içeride yansıması var. İçeride yansıması da şöyle: 1) Organizasyonda siz nasıl bir değişiklik yapacaksınız? 2) Çalışanlarınızda nasıl bir değişiklik yapacaksınız ya da çalışanlarınıza bu dijitalleşmenin karşılığını nasıl yansıtacaksınız? Organizasyonlara yönelik olarak neyi değiştirmek isterdiniz dediğinizde “çevik çalışma modeli” diyoruz. Geçen sene bankada bir bölümün bir biriminde, işletme bankacılığında bunu başlattık. Sonra ikinci çevik çalışma alanı olarak da yapay zekayı aldık. Şu anda bu alanda 40 kişi kadar çalışıyor. Şimdi bir de bireysel bankacılıkta pazarlama bölümünün tamamı, 105 kişi çevik çalışma modeline geçiyor. Burada sadece pazarlama değil çapraz disiplinlerden gelen arkadaşlarımız da olacak.


İkinci oturumumuzda ise KPMG Türkiye Finansal Hizmetler Sektör Lideri ve Şirket Ortağı Sinem Cantürk ile “Finansal Teknolojilerin Geleceği” başlıklı bir sohbet gerçekleştirdik. Bu oturumda konuşulanların bir kısmını size aktarmak istiyoruz:

– Çeyrekler bazında dünyadaki fintech ekosisteminin gidişatı, yatırımlar, coğrafi bölgelere göre kırılımlardan bahseden global bir araştırmamız var. 2017-2018’de dünyadaki farklı coğrafyalarda fintech ekosistemi nasıl bir yatırım almış, nasıl bir ivmelenme var gibi şeyleri inceliyor. 2018’de fintech dünyada toplam 111.8 milyar dolar yatırım almış ve bu son dönemde geldiğimiz rekor bir seviyeyi gösteriyor.

– Amerika’ya baktığımızda, 2017’de 24 milyar dolarlık bir yatırım olduğunu görüyoruz. 2018’de ise bu yatırımın 52.5 milyar dolara çıktığını yani iki katından bile daha yüksek bir hacime geldiğini görüyoruz. Yani Amerika fintech ekosistemine yatırım yapmaya devam ediyor. Daha fazla teşvik almaları nedeniyle daha fazla içe yöneldiklerini görüyoruz. Avrupa ise 2017 senesinde 12.2 milyar dolarla yatırımlarını tamamladı; 2018’de ise 3 katı kadar bir artış olduğunu görüyoruz: 34.2 milyar dolara geldi. Çok ciddi bir artış. Bu 34.2 milyar doların 24.7 milyar dolarının sahibi İngiltere. Bunları çeyrek bazında takip ettiğimizde ilk çeyrekte İngiltere yatırımlarının çok yükselişte olduğunu, ama ikinci üçüncü çeyrekte biraz düşüşe geçtiğini görüyoruz. Almanya 2017’yi 1.7 milyar dolarla kapatmış durumda. 2018’de de 1 milyar dolarlık bir işlem hacmi olmuş. Ama bu görünen düşüş yanıltıcı olmasın çünkü 2017’de 800 milyon dolarlık çok büyük bir satış işlemi olmuştu; bu Almanya’yı 1.7 milyara taşımıştı. Dolayısıyla Almanya’nın aynı şekilde seyrettiğini söyleyebiliriz.

– Türkiye’de 2018 yılında startuplara yapılan yatırımlar 100 anlaşmayla 59.2 milyon dolarda. Fintech’lere yapılan yatırımlar ise 10 anlaşmayla 11.7 milyon dolar seviyesinde. Son dönemde gözlemlediğimiz şey de şu: bu yatırımların 3’te 1’ini aslında kurumsal şirketler, kurumsal fonlar yapıyor. Burada da bir yükseliş trendi var…

– Bigtech’ler bir tehdit mi? Evet çünkü gerçekten çok büyükler… Bu müşteri beklentilerine teknolojiyi kullanarak en iyi şekilde çözüm bulmakla ilgili. Siz müşteri beklentisini analiz edebilecek durumdaysanız ve elinizde de bu analizi yapabileceğiniz çok büyük bir müşteri tabanı varsa ve sonsuz bir teknoloji yatırımı şansınız varsa, bununla rekabet etmek zor. Hem startuplar, hem fintechler hem de bankalar için. Ama, bir noktada da tehdit değil çünkü bu daha öte bir durum. Uzakta olan bir şeye tehdit dersiniz ama bugün geldiğimiz noktada onlar geldiler diyoruz. Aynı masayı paylaşıyoruz. Artık bundan nasıl fayda sağlarız diye bakmak lazım.

– Yıkıcı inovasyonun nereden geleceğine yönelik global ve sektör bağımsız olarak C level IT yöneticilerine soru sorduk. Çok açık ara bunun startuplardan geleceğini öngördüklerini söylediler. İkinci olarak da teknoloji devlerinden geleceğini söylediler. Üçüncü sırada rakiplerinden geleceğini öngördüklerini söylediler. Son sırada da biz kendimiz içeride geliştireceğiz dediler… Araştırmalara katılanların %55’i startuplarla işbirliği yaptığını söyledi. %38’i rakip olmayan bir şirketle çözüm ortaklığı yaptığını belirtti. %26’sı bir teknoloji şirketiyle çözüm ortaklığı yaptığını söyledi. %27’si ise bugün itibarıyla bir teknoloji şirketiyle çözüm ortaklığı yapmadığını ama yapmayı planladığını açıkladı.

– En büyük inovasyonun hangi alanda geleceğini araştırdık. KPMG araştırmasına göre önümüzdeki dönemde en önemli teknolojik gelişmelerin regtech alanında olacağını öngörüyoruz. Türkiye dahil herkes uyum (compliance) dedi. Çünkü bir hareketi yapıyoruz bir KVK’ya çarpıyoruz bir hareketi yapıyoruz IFRS 17 geldi diyorlar. Ne yapacağımızı bilemiyoruz ama bir şey geliştirmemiz gerek dediler. IFRS dediğimiz bir şey var ve her şirket bu standartlar çerçevesinde finansallarını hazırlamak zorunda, bankacılık sistemi son iki senede IFRS 9 geçişini yaşadı ve bu belki de bütün altyapınızı değiştirmenizi gerektiren bir çerçeveydi. Önümüzdeki dönemde sigortacılığı etkileyen IFRS 17’yi görüyoruz. Bu IFRS’ler çoğalıyor. Bütün dünya GDPR’ı konuşuyor. Bunların hepsi regtech’in aslında çok önemli olacağını bize gösteren gelişmeler. Baktığınızda bankacılıkta yapacağınız her hareket KVK’nın bir yerine dokunuyor olabilir. O yüzden şu anda en çok yatırımın hem dünyada hem Türkiye’de regtech konusunda yapılmaya başlandığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de artarak devam etmesini bekliyoruz.

– Finansal sektör dünyada en olgun sektör ama biz bu sektörü değerlendirirken üçe böleriz: bankacılık, sigortacılık ve diğer finansal kuruluşlar. Bankacılık dijitalleşme açısından ne kadar olgunsa, sigortacılık o kadar olgunluğa uzak duruyor.

– Sigortacılık, bugün itibarıyla dünyada da Türkiye’de de çok da karlı bir iş alanı değil. Yapmanız gerekiyor ama çok da para kazanmıyorsunuz. Ufak ufak müşteri beklentileri ve regülasyonun sizi ittiği nokta sigorta şirketlerinin karlı karsız fark etmez bu maliyetlere katlanıp bu hizmetleri bize sunması sonucunu doğurmaya başladı aslında. Özellikle dünyadaki büyük sigorta şirketleri bu alanda Asya pazarına daha büyük bir yatırım yapma planı içindeler. Çünkü Asya’da sigortacılığın hiç gelişmemiş olduğunu ve çok büyük bir popülasyon olması nedeniyle burada alternatif sigorta yöntemleriyle çok büyük bir fark yaratabileceklerini düşünüyorlar. O yüzden önümüzdeki dönemde trend olacak olan teknolojilerden biri de insurtech olacak gibi görünüyor.

– Blockchain’in neden beklenen patlamayı yapmadığını iki konuya bağlıyorum. Bir tanesi regülasyon eksikliği, bir tanesi de PoC’lerin doğru yapılmamış olması. Blockchain, denetlemeye gerek yok iddiasıyla çıktı ve bunu konsept olarak anlıyorum, çok güzel bir konsept ama inanılır değil. Doğru bile olsa bizim alıştığımız dünyada bunun bir karşılığı yok. Bizim için o güven kavramı çok önemli. Onun bir kamu otoritesi tarafından kabul edilmesi, regüle edilmesi, çerçevesinin çizilmesi gerekli. Bu nedenle denetlenmeye gerek olmayan sistem satın alınmadı. Bir de şöyle bir algı oldu: blockchain eşittir bitcoin. Halbuki bir tanesi alttaki teknoloji ve veri tabanı, diğeri o veritabanıyla yapılmış bir ürün.

– Blockchain çok trend bir konuydu ve hepimiz onu şirketlerimize uygulamak istedik. O proje blockchainle yapılmalı mı sorusunu sormadan biz blockchainle bir proje yapalım diye yola çıktık. O zaman da dediğiniz gibi bir proje yapıldı ama onu blockchainde olmasa da bir haftada yapardınız…

– Şu anda finans alanında mesela Singapur’da çok büyük bir “know your customer” ve “identity management” projeleri yapılıyor. Birkaç bankanın içinde olduğu blockchain uygulamaları. Biz 2020 itibari ile hayata geçmesini bekliyoruz bu çalışmaların. Devlet nezdinde de kabul edilen mekanizmalar olduğu için bu tarz çalışmaların kullanıma geçmesiyle birlikte blockchainin o kriptoparalar ve denetlenemez algısından hak ettiği doğru zemine geleceğini ve önümüzdeki dönem yine ses getiren örneklerini göreceğimizi düşünüyorum.

– PSD2’nin yıkıcı etkileri mi olacak? Evet, özellikle bankacılık için öyle olduğunu düşünüyorum. Bir noktada işin doğası gereği bankalar müşterisinin sahibi oluyorlar. Çünkü çok büyük bir veritabanına sahipler çok büyük yatırımlar yapıyorlar ona. Bir noktada müşteri bankayla iç içe geçiyor. PSD2 bence müşteriyi bankadan ya da sigorta şirketinden ya da diğer finans kurumlarından biraz izole ediyor ve müşteriyi ortaya koyuyor. Diyor ki bir müşteri vardır, kendi bilgilerinin sahibidir; diğer her şey hizmettir. Bu da müşteriyle bankayı biraz ayırıyor yani müşteriye o hakkı veriyor bir anlamda. Bu da bizi ileride platform bankacılığına götürebilir. Yani o platformu en iyi kim sağlarsa, belki de biz hepimiz bir noktada onun müşterisi olacağız ve diğer bankalara onun üzerinden ulaşacağız gibi bir noktaya gelebiliriz. Müşteri gözüyle bakacak olursak çok güzel görünüyor. Ama banka gözüyle bakarsak bu alışılmış bir düzenin değişmesi demek oluyor. Yapılmış çok büyük yatırımların nasıl devam ettirileceği sorusunu ortaya çıkarıyor. O yüzden PSD2 ilerliyor ama bazı sıkıntılarla ilerliyor diyebilirim.

DigitalTalks Sonbahar19’da görüşmek üzere 🙂

Etiketler