Şirketler Paylaşım Ekonomisiyle Nasıl Baş Edebilir?

Talep üzerine (On-demand) ekonomi modeli oldukça güncel ve canlı bir konu ve markalar da bu iş modeline önem veriyor. Bu iş modeline ait hizmetler konaklama, ulaşım, gıda ve daha pek çok sektörde yıkıcı (disruptive) bir etkiye sahip. Ancak kurumlar gerçekten endişelenmeli mi?

Vision Critical ve Crowd Companies tarafından hazırlanan bir rapora göre Uber ve Airbnb gibi şirketler, karşılaştıkları pek çok yasal sıkıntılara rağmen büyümeye devam ediyor ve bu hizmetlerin tercih edilme oranı da artıyor. Sadece Kuzey Amerika’daki 110 milyondan fazla kişinin bu işbirlikçi ekonominin bir parçası haline geldiği ve katılımda bir yılda %25 oranında artış yaşandığı belirtiliyor. Bu, markalar için ne anlama geliyor? Şirketler hızla değişen bu dönemde daha bilinçli seçimler yapabilmek ve müşteri odaklı kararlar alabilmek için kesinlikle müşterilerini anlayarak hareket etmelidir.

“İşbirlikçi Ekonominin Yeni Kuralları” başlıklı 28 sayfalık bu rapor, şirketlerin sadece hayatta kalması için değil “on-demand” hizmetlerin yaygınlaştığı ortamda başarılı olmalarını da sağlamak için hazırlandı. Bu bağlamda markaların avantaj sağlayabileceği en az 3 fırsat ortaya çıkıyor: Fiyat politikasını anlamak, güven inşa etmek ve hizmeti daha kullanışlı hale getirmek.

Crowd Companies kurucusu Jeremiah Owyang verdiği bir demeçte, “İlk rapordan 1 yıl sonra yalnızca yeni bir tür tüketimin söz konusu olduğunu değil aynı zamanda bu tüketim modelinin müşterilerin şirketlerden beklentilerini de değiştirdiğini açıkça görüyoruz. Ancak işbirlikçi ekonomi modeli gündeme geldiğinden beri eleştirilerin hedefi halinde. Pazardaki bazı büyük oyuncular ciddi anlamda negatif hislere kapılıyor. Bu yıl hazırlanan raporda işbirlikçi ekonominin kurumlara ne fırsatlar yaratabileceğini ve eski şirketlerin yeni girişimlerle nasıl savaşabileceğini ve rekabet edebileceğini inceledik,” dedi.

Raporun ilk sayfalarında markaların ne durumda olduğu gözler önüne seriliyor: “ Herhangi bir şirket Uber sebebiyle altüst olabilir. Müşteriler ihtiyaçları olan servisleri telefonları aracılığıyla anlık bir şekilde elde edebiliyor. Etsy ve TaskRabbit gibi siteler insanlara gerçek zamanlı destek ve kişiselleştirilmiş ürünler, hizmetler sunarken Pley ve Rent the Runway, Gucci çantaları ve Lego oyuncakları satın almak yerine kiralama hizmeti sunuyor.

Yeni iş modelinin en önemli özelliklerinden biri de tüccarların tekel olduğu geleneksel modelden uzaklaşılmış olması. Müşteriler hizmet sağlayıcı müsait olduğunda değil kendileri istediğinde o hizmeti veya ürünü satın alıyor. Bu yeni model yalnızca toplumsal normları sarsmıyor aynı zamanda insanlara yeni iş bulma imkanı da yaratıyor.

2017’ye kadar her 10 Amerikalıdan 8’inin işbirlikçi ekonomi modeli içerisinde olacağı tahmin ediliyor. Önümüzdeki yıl için bu oran 6/10 olacak.

Bu tür hizmetleri kullanmaya gönüllü kalabalıklar söz konusuyken geleneksel şirketler bu değişime nasıl ayak uyduracak?

  1. Tasarruf İmkanı Sağlayın

İlk adım müşterilerin tasarruf edeceği hizmetler sunmak. Raporda paylaşımlı alışverişlerin %82’sinin kısmen de olsa fiyat sebebiyle tercih edildiği görülüyor. Markalar için bu durum işbirlikçi ekonomi modelinde müşterilerini korumak ve yeni müşteriler kazanmaları için bir fırsat. Raporda uzmanlar markaların bireyler arası (peer-to-peer) pazaryeri (marketplace) yaratması gerektiğini belirtiyor. Bu sayede müşterilerin sahip oldukları malları al-sat yapabilecekleri bir ortam olacak ve müşteriler paylaşım sayesinde maksimum seviyede finansal fayda sağlayacak.

Tasarruf İmkanı Sağlayın

Ford, Home Depot ve Walmart bu tür uçtan uca pazarlar oluşturmaya başladı bile. Örneğin Ford, araç sahiplerine araçlarını ödünç verme imkanı sunuyor. Walmart, müşterilerine kullanılmış ürünlerini al-sat yapabilecekleri bir pazar imkanı sağlıyor.

  1. Güven Oluşturun

Raporda göze çarpan ikinci adım ise müşterilerin güvenini kazanmanın ne kadar önemli olduğu. Marka bilinirliği, talep üzerine satın alınan servislerin tercih edilme şansını da arttırıyor. Kuzey Amerikalıların %40’ından fazlasının eBay, Craigslist, Etsy, Uber ve Kickstarter’dan haberdar olduğu görülüyor. Asıl ilginç olan ise paylaşım fikrine açık olan kullanıcıların %25’inin güvenilir bir marka söz konusu olması halinde geleneksel satın alma yöntemlerini tercih edeceği görülüyor. Yani güven inşa edebildiğiniz takdirde kullanıcılarınızı rakiplerinize kaptırma riskini de azalabilir.

  1. Hizmetin Kullanışlı ve Erişilebilir Olması Şart

İşbirlikçi ekonomilerden öğrenilmesi gereken son nokta ise kullanışlılık, rahatlık. Rapora göre insanların 1 saat içinde veya ertesi gün teslimi tercih etmesi de bundan kaynaklanıyor. Ve bu hizmet geleneksel şirketlerin rekabette zorlanacağı bir konu değil. Daha fazla paylaşım usulü hizmet ortaya çıktıkça kullanıcıların yerel topluluklar ile bağının azalacağı iddia ediliyor. Bu durumdan faydalanmayı bilen geleneksel kurumlar ise yerel ürünleri sağlayarak müşteri çekmeyi başarabilir deniyor.

Hizmetin Kullanışlı ve Erişilebilir Olması Şart

Elbette bu 3 konunun da risksiz olduğunu söylemek imkansız. Örneğin fiyat rekabeti söz konusu olduğunda Airbnb, Uber ve Postmates gibi servislerle nasıl rekabet sağlanabilecek?  Bu rekabet işçi maaşları ve durumlarını etkileyecek mi?

Geleneksel markaların paylaşım ekonomisi girişimlerinden daha avantajlı olduğu bir konu varsa o da bilinirlik. Paylaşım ekonomisinde deneyimler kullanıcılara bağlı olduğundan bu modelde iş yapan markalar aslında daha büyük risk altında. Uzun süredir bilinen geleneksel markalara ise insanlar tarafından genellikle iyi gözle bakılıyor.

Bu raporda işbirlikçi ekonomi pazarındaki en büyük sorunlardan biri olan çalışan statüsü problemine değinmediğini de belirtmek gerekiyor.

İşbirlikçi/paylaşımlı/talep üzerine ekonomi (the sharing/on-demand/collaborative economy) modelleri hızla etrafımızı sararken bir kaygı ortamının olmadığını da söyleyemeyiz. Ancak bu değişimin kaçınılmaz olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Etiketler